yoksa kendi kendime sinir olduğumla kalacağım. o yüzden siz de sinir olun, ya da olmayın benim sinir olmama sinir olun. üff amma abartıyor diyin, haklı diyin, bu kadın da delirdi iyice diyin. bıraksak b.kuyla kavga edecek falan da diyin.
konumuz çalıştığını sanan çalışan anneler!
nasıl oluyor bu?
şöyle;
çalışıyorlar, evet. ortada bir emek var, ayrılan bir zaman var, kazanılan para var, edinilen kariyer var. ama sabah akşam ofise giderek değil...kendi ofisleri var, ofislerine çocuklarını götürebiliyorlar, günü kendilerine göre planlayabiliyorlar, 5 dk erken çıkmak sorun değil, geç gelmek de sorun değil. öğlen eve uğrayabiliyorlar, çocuklarını okuldan alıp okula bırakabiliyorlar, okul etkinliklerine katılabiliyorlar, bebekse ona bir oda dahi kurabiliyorlar.
gerçek çalışan annelik bu değil! çalışan insansınız, üreten insansınız ama çalışan annelik zorluklarından bahsettiğiniz anda benim, kusura bakmayın ama, mabadımla gülesim geliyor.
gerçek çalışan annelik nedir biliyor musunuz?
sabah belli bir saatte ofiste olmak zorunda olmak ve yine akşam belli bir saatten önce çıkamamak demektir, hem de her gün.
emzirme döneminde ofiste süt sağacak yer bulamaman, bulduğunda ise bunu işten kaytarış olarak görenlerle mücadele etmen demektir.
trafik azıcık arttığında memenden taşan sütlerle o otobüs / araba yolculuğunu tamamlamaya çalışman demektir.
haftada bir gün olan süt izninde toplantı koyan müdürüne o gün izinli olduğunu hatırlatman ve trip yemen demektir. süt iznini gündelik, erken çıkma olarak kullanıyorsan, asla tam vaktinde çıkamaman demektir.
çocuk hasta olduğu için izin aldığında "senin çocuk da bir iyileşemiyor yea" "yine mi ateş?" "bırakabileceğin kimse yok mu?" "başka bir doktora mı göstersen?" (ay içim şişti) serzenişlerini dinlemektir.
çocuğunu okula bırakamaman ve okuldan alamaman demektir ve sadece bu iş için ya bakıcı ya da aile büyüğü desteği almak zorunda kalman demektir.
çocuğun okulunda bir etkinlik olduğunda izin almak için kırk takla atman demektir.
çocuğunu hafta içi gördüğün saatleri topladığında bir gün bile etmemesidir.
bütün hayatını, yapmak istediklerini, yapmak zorunda olduklarını ve en kötüsü de çocuğunu bir haftasonuna sıkıştırmak demektir.
daha da yazarım aslında ama yazdıkça da sinirim geçmiyor ki... tek bir çocuğun, kendi ofisin ve esnek çalışma saatlerin var kardeşim hala nesi zor? NESİ ZOR?
çalışan anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çalışan anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Aralık 2018 Salı
14 Haziran 2016 Salı
sistem
hamileyken hamilelik zor geliyordu. doğum yaklaştıkça doğum zor olur mu olmaz mı düşünceleri vardı. doğdu, emzirme zor geldi, uykumun bölünmesi zor geldi, bu kadar küçük bir varlığın bana bu kadar muhtaç olması zor geldi...daha unuttuğum ve zor gelen bir sürü şey olmuştur, eminim.
şimdi düşününce aslında en kolay zamanlarmış. büyüdükçe zorlaşıyor ama zorlaşan çocuk değil, şartlar, içinde büyümek zorunda olduğu toplum, ayak uydurmak zorunda kaldığı sistem...ohooo yani, çocuk haricindeki herşey daha da zorlaşıyor.
önceden, yani anne olmadan önce, çocuk yetiştirmeye başlamadan önce, herşeyi dışardan gördüğüm zamanlar çocuk bakımının maddiyatla fena halde ilişkili olduğunu düşünürdüm. yani paran varsa ohoooo bir sürü çocuk bakabilirsin derdim. pek de öyle değilmiş işin aslı..
yani evet, bezdi, mamaydı, okul masraflarıydı, ihtiyaçlarıydı, oyuncaklarıydı, yemesiydi, içmesiydi bunlar hep para.
ama para herşeye çare olmuyor çocuk yetiştirirken.
göz ardı etmemiz gereken bir canavar var: sistem.
sistem paran olsun olmasın çocuğunu istediğin gibi yetiştirmene müsade etmiyor.
sistem diyor ki, herşey ateş pahası, hele okullar, kurslar, çocuğunun sosyalleşmesi için gereken herşey ateş pahası ve sen buna eve giren tek bir maddi kaynakla yetişemezsin, sen de çalış diyor.
çalışıyorsun, geleceği için, okul taksidi için, kendin için.
sonra bir bakıyorsun sistem önüne iki seçenek koyuyor: ya çocuğunu sekiz saat bir binanın içine hapsedeceksin ya da yarım gün gidebileceği daha uygun fiyatlı devletin açtığı kurumlara vereceksin.
ama aynı sistem bu arada sana diyor ki, minimum sekiz saat çalışacaksın ve istanbul gibi bir şehide git gel üç saat yol yapacaksın, toplamda hayatının 11 -12 saatini bana satacaksın.
al işte çocuk ortada kaldı! şimdi para bunun neresinde duruyor?! ben para vererek çocuğumla benim aramızda kalan 3 -4 saatlik açığı satın alabiliyor muyum? hayır!
çok uzun, çetrefilli bir konu aslında bu. tartışmanın faydası var mı ondan bile emin değilim?!
bu boktan sistemi döndürenlerin en tepesindeki en az üç çocuk diyor. hiç çocuklu kadını yarım sayıyor. halbuki bak tek çocukla ne kadar "tamam"ız bu sistemde! yersen....
şimdi düşününce aslında en kolay zamanlarmış. büyüdükçe zorlaşıyor ama zorlaşan çocuk değil, şartlar, içinde büyümek zorunda olduğu toplum, ayak uydurmak zorunda kaldığı sistem...ohooo yani, çocuk haricindeki herşey daha da zorlaşıyor.
önceden, yani anne olmadan önce, çocuk yetiştirmeye başlamadan önce, herşeyi dışardan gördüğüm zamanlar çocuk bakımının maddiyatla fena halde ilişkili olduğunu düşünürdüm. yani paran varsa ohoooo bir sürü çocuk bakabilirsin derdim. pek de öyle değilmiş işin aslı..
yani evet, bezdi, mamaydı, okul masraflarıydı, ihtiyaçlarıydı, oyuncaklarıydı, yemesiydi, içmesiydi bunlar hep para.
ama para herşeye çare olmuyor çocuk yetiştirirken.
göz ardı etmemiz gereken bir canavar var: sistem.
sistem paran olsun olmasın çocuğunu istediğin gibi yetiştirmene müsade etmiyor.
sistem diyor ki, herşey ateş pahası, hele okullar, kurslar, çocuğunun sosyalleşmesi için gereken herşey ateş pahası ve sen buna eve giren tek bir maddi kaynakla yetişemezsin, sen de çalış diyor.
çalışıyorsun, geleceği için, okul taksidi için, kendin için.
sonra bir bakıyorsun sistem önüne iki seçenek koyuyor: ya çocuğunu sekiz saat bir binanın içine hapsedeceksin ya da yarım gün gidebileceği daha uygun fiyatlı devletin açtığı kurumlara vereceksin.
ama aynı sistem bu arada sana diyor ki, minimum sekiz saat çalışacaksın ve istanbul gibi bir şehide git gel üç saat yol yapacaksın, toplamda hayatının 11 -12 saatini bana satacaksın.
al işte çocuk ortada kaldı! şimdi para bunun neresinde duruyor?! ben para vererek çocuğumla benim aramızda kalan 3 -4 saatlik açığı satın alabiliyor muyum? hayır!
çok uzun, çetrefilli bir konu aslında bu. tartışmanın faydası var mı ondan bile emin değilim?!
bu boktan sistemi döndürenlerin en tepesindeki en az üç çocuk diyor. hiç çocuklu kadını yarım sayıyor. halbuki bak tek çocukla ne kadar "tamam"ız bu sistemde! yersen....
5 Nisan 2016 Salı
çalışan annenin diyecekleri var!
merhaba, ben çalışan anne! hani parklarda bakıcısıyla/babannesi/ananesi ile gördüğünüz "ahhh yavrum anası bırakmış bunu işe mi gitmiş?!" diye dertlendiğiniz (!) kedi yavrusu (!) benim çocuğum!
şimdi...
"çocuğa iki yaşına kadar annesi bakmalı!"
"kadının yeri evidir, çocuğunun yanıdır!"
"ahh ahhhh anasına hasret büyüyor yavrucak!"
"kocan ne kazanıyor? çok mu ihtiyacın var çalışmaya?"
"mecburiyetten çocuğunu ellere bırakıyor da elin kapısına çalışmaya gidiyor!"
gibi gibi gibi saçma düşünceleri kafanızdan azıcık da olsa atabilirseniz size neden çocuğum olduğu halde çalıştığımı anlatacağım.
dinleyin -okuyun- bakalım...
şöyle başlayayım: evet, çocuğum benim herşeyim. bu dünyadaki en sevdiğim, en önemsediğim, uğruna dünyayı yakabileceğim tek varlık o benim hayatımda.
ve ben onu her gün bırakıp (!) işe gidiyorum, ne kadar acımasızca değil mi size göre?
anne olmak en sevdiğim sıfatım olabilir ama ben bir insanım. ve her insan gibi hayatımı idame ettirebilmek için paraya ihtiyacım var. ve bu ihtiyacım olan para kocamın ya da babamın ya da başka bir finansörün kazanacağı değil BENİM kazanacağım, BANA ait olan para. sizi bilemiyorum ama ben sırtımı kimseye yaslamak istemiyorum. çünkü bu kocaya, babaya sırtını yaslama hali gelecekte çocuğuna sırtını yaslamaya dönüyor, "onu ben büyüttüm bana bakacak o yaşlanınca", ben bu düşünceyi tasvip etmiyorum maalesef.
evet, oğluma güzel bir gelecek vermek, oğlumu feraha çıkarmak ben hayattaki en önemli gayelerimden biri, hepimiz gibi..ama şunu da itiraf edeyim ki, maddi açıdan baktığımızda bu, benim eve getirdiğim üç beş kuruş parayı zorunlu kılmıyor. babası da aslanlar gibi oğlumuzu feraha çıkarır, tek kazançla. hatta oğlumun ananesi, babannesi, dedeleri, dayısı, amcası hepsi hepsi takıldığı noktada destek olur oğluma. ve hatta, gözden kaçırdığımız en önemli nokta bu, OĞLUM KENDİ ZEKASI, KENDİ BAŞARISI, KENDİ ÇALIŞMALARIYLA da kendine güzel bir gelecek verebilir!
ben kendi geleceğimi garantiye almak için çalışıyorum aslında. ileride kendime ait küçük bir maaşım olsun istiyorum mesela. kendi kendimi döndürebileyim istiyorum, hani büyüklerimizin dediği gibi, kimseye yük olmadan hayatımı yaşayayım istiyorum. ve dolaylı olarak aslında çocuğumun geleceğini garantiye alıyorum. çünkü o da bizim gibi bu çarkın içine girecek, onun da bir ailesi, bir hayatı, öncelikleri olacak, ve ben, bir de "nolacak bu annemin hali?" diye beni dert edinmesini istemiyorum mesela. ona kendi hayatını verebilmek bence ona verebileceğim en güzel hediye.
bir de çalışan anne olmak sandığınız kadar "zavallı" bir durum değil. hani hep diyorsunuz ya çocuğunu 2-3 saat görebiliyor günde falan diye, siz de bir hesaplayın bakalım gününüzü. düşün 24 saatten uyuduğunuz, temizlik yaptığınız, yemek pişirdiğiniz, ev işi yaptığınız zamanları, kaç saatiniz kalmış geriye? ama dürüstçe hesaplayın lütfen.
biz sabahları üçümüz evden güle oynaya çıkıyoruz, babasıyla onu okula bırakıyoruz ve biz işlerimize gidiyoruz. ve ben bir kez olsun "sana çikolata/oyuncak almak için çalışıyorum" gibi hastalıklı cümleler kurmadım oğluma. hep "sen okula ben işe hadi bakalım" dedim, çünkü normali bu! çünkü ileride hayatındaki kadının çalışmasını mecburiyet olarak görmemeli, "çalışmalı çünkü çalışmak normaldir, kadın erkek fark etmez" demeli. desteklemeli, tıpkı babası gibi...
ev işlerine gelince. benim oğlum saçını süpürge etmiş, yemek yapmak için cebelleşen bir kadın görmüyor evde. mutfakta beraber çalışan anne baba görüyor, evi beraber toplayan anne baba görüyor. yani ev işlerine yardımcı bir erkek görüyor ve ileride bunun meyvelerini nasıl toplayacağız, bir düşünün. ben saçımı sadece oğlumun mutluluğu için süpürge etmeyi tercih ediyorum...
evet yoruluyorum, evet bölünüyorum, evet yetişemediğim zamanlar/yerler var, evet özlüyorum da ama benim hayatımın normali bu. hatta bence insanoğlunun normali bu. nasıl ki babaların ya da erkeklerin çalışıp çalışmaması tartışmaya kapalı bir konuysa aynı şekilde kadınların da çalışıp çalışmaması tartışmaya kapalıdır benim için. ha gel sistemi eleştir, günün yarısını çalışarak geçiriyorsun, yaşamaya, harcamaya vakit mi var falan de, onu tartışırım bak! ama kadın-erkek ayrımına indirgeme çalışmayı, hele anne - anne değil ayrımına hiç indirgeme...
bir de sevgili çalışmayan anne lütfen çocuğumla aramdaki bağı, onun yetişme tarzını sorgulayarak, özgüvenli olmayacağını söyleyerek, parkta mahsun bakışlarla seni ve çocuğunu izlediğini ve daha bir sürü şeyi haddinde olmayarak dile getirerek belden aşağı vurma! alırım aklını şaşırırsın nasıl belden aşağı vurulurmuş!
şimdi...
"çocuğa iki yaşına kadar annesi bakmalı!"
"kadının yeri evidir, çocuğunun yanıdır!"
"ahh ahhhh anasına hasret büyüyor yavrucak!"
"kocan ne kazanıyor? çok mu ihtiyacın var çalışmaya?"
"mecburiyetten çocuğunu ellere bırakıyor da elin kapısına çalışmaya gidiyor!"
gibi gibi gibi saçma düşünceleri kafanızdan azıcık da olsa atabilirseniz size neden çocuğum olduğu halde çalıştığımı anlatacağım.
dinleyin -okuyun- bakalım...
şöyle başlayayım: evet, çocuğum benim herşeyim. bu dünyadaki en sevdiğim, en önemsediğim, uğruna dünyayı yakabileceğim tek varlık o benim hayatımda.
ve ben onu her gün bırakıp (!) işe gidiyorum, ne kadar acımasızca değil mi size göre?
anne olmak en sevdiğim sıfatım olabilir ama ben bir insanım. ve her insan gibi hayatımı idame ettirebilmek için paraya ihtiyacım var. ve bu ihtiyacım olan para kocamın ya da babamın ya da başka bir finansörün kazanacağı değil BENİM kazanacağım, BANA ait olan para. sizi bilemiyorum ama ben sırtımı kimseye yaslamak istemiyorum. çünkü bu kocaya, babaya sırtını yaslama hali gelecekte çocuğuna sırtını yaslamaya dönüyor, "onu ben büyüttüm bana bakacak o yaşlanınca", ben bu düşünceyi tasvip etmiyorum maalesef.
evet, oğluma güzel bir gelecek vermek, oğlumu feraha çıkarmak ben hayattaki en önemli gayelerimden biri, hepimiz gibi..ama şunu da itiraf edeyim ki, maddi açıdan baktığımızda bu, benim eve getirdiğim üç beş kuruş parayı zorunlu kılmıyor. babası da aslanlar gibi oğlumuzu feraha çıkarır, tek kazançla. hatta oğlumun ananesi, babannesi, dedeleri, dayısı, amcası hepsi hepsi takıldığı noktada destek olur oğluma. ve hatta, gözden kaçırdığımız en önemli nokta bu, OĞLUM KENDİ ZEKASI, KENDİ BAŞARISI, KENDİ ÇALIŞMALARIYLA da kendine güzel bir gelecek verebilir!
ben kendi geleceğimi garantiye almak için çalışıyorum aslında. ileride kendime ait küçük bir maaşım olsun istiyorum mesela. kendi kendimi döndürebileyim istiyorum, hani büyüklerimizin dediği gibi, kimseye yük olmadan hayatımı yaşayayım istiyorum. ve dolaylı olarak aslında çocuğumun geleceğini garantiye alıyorum. çünkü o da bizim gibi bu çarkın içine girecek, onun da bir ailesi, bir hayatı, öncelikleri olacak, ve ben, bir de "nolacak bu annemin hali?" diye beni dert edinmesini istemiyorum mesela. ona kendi hayatını verebilmek bence ona verebileceğim en güzel hediye.
bir de çalışan anne olmak sandığınız kadar "zavallı" bir durum değil. hani hep diyorsunuz ya çocuğunu 2-3 saat görebiliyor günde falan diye, siz de bir hesaplayın bakalım gününüzü. düşün 24 saatten uyuduğunuz, temizlik yaptığınız, yemek pişirdiğiniz, ev işi yaptığınız zamanları, kaç saatiniz kalmış geriye? ama dürüstçe hesaplayın lütfen.
biz sabahları üçümüz evden güle oynaya çıkıyoruz, babasıyla onu okula bırakıyoruz ve biz işlerimize gidiyoruz. ve ben bir kez olsun "sana çikolata/oyuncak almak için çalışıyorum" gibi hastalıklı cümleler kurmadım oğluma. hep "sen okula ben işe hadi bakalım" dedim, çünkü normali bu! çünkü ileride hayatındaki kadının çalışmasını mecburiyet olarak görmemeli, "çalışmalı çünkü çalışmak normaldir, kadın erkek fark etmez" demeli. desteklemeli, tıpkı babası gibi...
ev işlerine gelince. benim oğlum saçını süpürge etmiş, yemek yapmak için cebelleşen bir kadın görmüyor evde. mutfakta beraber çalışan anne baba görüyor, evi beraber toplayan anne baba görüyor. yani ev işlerine yardımcı bir erkek görüyor ve ileride bunun meyvelerini nasıl toplayacağız, bir düşünün. ben saçımı sadece oğlumun mutluluğu için süpürge etmeyi tercih ediyorum...
evet yoruluyorum, evet bölünüyorum, evet yetişemediğim zamanlar/yerler var, evet özlüyorum da ama benim hayatımın normali bu. hatta bence insanoğlunun normali bu. nasıl ki babaların ya da erkeklerin çalışıp çalışmaması tartışmaya kapalı bir konuysa aynı şekilde kadınların da çalışıp çalışmaması tartışmaya kapalıdır benim için. ha gel sistemi eleştir, günün yarısını çalışarak geçiriyorsun, yaşamaya, harcamaya vakit mi var falan de, onu tartışırım bak! ama kadın-erkek ayrımına indirgeme çalışmayı, hele anne - anne değil ayrımına hiç indirgeme...
bir de sevgili çalışmayan anne lütfen çocuğumla aramdaki bağı, onun yetişme tarzını sorgulayarak, özgüvenli olmayacağını söyleyerek, parkta mahsun bakışlarla seni ve çocuğunu izlediğini ve daha bir sürü şeyi haddinde olmayarak dile getirerek belden aşağı vurma! alırım aklını şaşırırsın nasıl belden aşağı vurulurmuş!
10 Mart 2015 Salı
the vicdan!
hayatta bazı duygular bize kodlanıyor..bişeyi sevmemiz, nefret etmemiz, korkmamız ya da nötr olmamız doğuştan gelmiyor, bunları toplum şekillendiriyor..
mesela henüz anaokuluna giden çocuğa hemen sorarız "okulu seviyo musun bakimmm?" sevmiyorum derse vay haline o veledin!" okul sevilmez mi" ile başlayan "ben hep takdir alırdım" ile biten uzuuuuun bir konuşma yaparız..ya okul sevmeyen çocuk mu olurmuş?! allalallla!
sonra mesela çocukla beraberken yanınıza bir köpek gelir.."dur çoğcuğum yaklaşma ısırır!" deriz.."köpek = ısırır o zaman yaklaşmamalıyım"ı kodladık mı çocuğa? aferin o zaman tebrikler! artık büyüyünce sokak değiştirir köpek görünce!
mesela çocuğunuzun yanında hiç birisinden kötü bahsettiniz mi? peki sonra çocuğunuz o kişiye nasıl davrandı? dikkat ettiniz mi? maalesef yanında pata küte konuşup sonra da "sen daha çocuksun karışma!" demek olmuyor! çocuk nefret etti bile o kişiden!
annelikte de böyle kodlanan duygularımız var..hele sosyal medya sayesinde bu kadar anne ve annelik tecrübesi ile içli dışlıyken daha da çok kodlanıyor bu duygular..özellikle de "vicdan azabı!"
mesela, çalışan anne çalıştığı için, o miniminiciiik, muhtaaaaç, savunmasıızzzz yavrusunu sabahları bırakıp çıktığı için kesinlikle vicdan azabı duymalıdır! "ay sanki işin daha önemli bıraksaydın doğurunca?" bunu duymayan kaldı mı çalışan anneler arasında merak ediyorum! şahsen ben vicdan azabı duymuyorum sabahları evden çıkarken..evet üzülüyorum evet içim buruluyor evet o dakikadan itibaren özlem başlıyor ama vicdan azabı duymuyorum!
sonraaaa..emziremeyen annelerden emzir(e)mediği için vicdan azabı duymasını bekliyorlar..yahu süt gelmemiş, emzirememiş ya da istememiş emzirmek snne be slk! anne sütü çok değerli olabilir ama yoksa napcan? ya da istemiyorsan emzirmek seni kim suçlayabilir? neden vicdan azabı duyasın ki? neticede çocuğunu en iyi şekilde bakmıyo musun? bakıyosun! e bırak bu eksik kalsın ya!
"en mükemmel anne ben olacam!" biberonların gücü adına hiiimeeen! nah olacan! ve olamadığın için vicdan azabı duyman beklenecek! ya niye? hayatın boyunca her şey de en mükemmel mi oldun? mesela mesleğinde en mükemmel sen misin? bak o meslek için 7 yaşından 22 yaşına kadar eğitim aldın ama yine de en mükemmel sen değilsin! en mükemmel eş sen misin? senelerce eşinle sevgili oldun, ciğerini öğrendin, emek verdin ama yine de en mükemmel değilsin! annelikte nası en mükemmel olmayı bekliyorsun ki?! eğitimini bile almadın! daha önce tecrüben yok! yepyeni bi insan! daha yeni tanıştın, tanımıyosun! ve bunun için vicdan azabı duymana hiiiç gerek yok!
çocuksuz tatile mi gittin ya da dışarı mı çıktın? hemen demelisin ki "ayyy çok özledim çoğcumu!" çünkü özlemek zorundasın! "aklım hep çoğcumdaydı!" çünkü olmak zorunda diil mi? aaa yoksa çok güzel vakit mi geçirdin? ev ile 1-2 kez konuştun bebenin de keyfi yerinde miymiş? senin aklına da binbir türlü "vay çoğcum bensiz napıyodur?" soruları gelmedi mi? e o zaman çek şekerim vicdan azabının en alasını!
ben çok sıkıldım benim vicdan muhasebemi benim yerime yapanlardan! çok!
mesela henüz anaokuluna giden çocuğa hemen sorarız "okulu seviyo musun bakimmm?" sevmiyorum derse vay haline o veledin!" okul sevilmez mi" ile başlayan "ben hep takdir alırdım" ile biten uzuuuuun bir konuşma yaparız..ya okul sevmeyen çocuk mu olurmuş?! allalallla!
sonra mesela çocukla beraberken yanınıza bir köpek gelir.."dur çoğcuğum yaklaşma ısırır!" deriz.."köpek = ısırır o zaman yaklaşmamalıyım"ı kodladık mı çocuğa? aferin o zaman tebrikler! artık büyüyünce sokak değiştirir köpek görünce!
mesela çocuğunuzun yanında hiç birisinden kötü bahsettiniz mi? peki sonra çocuğunuz o kişiye nasıl davrandı? dikkat ettiniz mi? maalesef yanında pata küte konuşup sonra da "sen daha çocuksun karışma!" demek olmuyor! çocuk nefret etti bile o kişiden!
annelikte de böyle kodlanan duygularımız var..hele sosyal medya sayesinde bu kadar anne ve annelik tecrübesi ile içli dışlıyken daha da çok kodlanıyor bu duygular..özellikle de "vicdan azabı!"
mesela, çalışan anne çalıştığı için, o miniminiciiik, muhtaaaaç, savunmasıızzzz yavrusunu sabahları bırakıp çıktığı için kesinlikle vicdan azabı duymalıdır! "ay sanki işin daha önemli bıraksaydın doğurunca?" bunu duymayan kaldı mı çalışan anneler arasında merak ediyorum! şahsen ben vicdan azabı duymuyorum sabahları evden çıkarken..evet üzülüyorum evet içim buruluyor evet o dakikadan itibaren özlem başlıyor ama vicdan azabı duymuyorum!
sonraaaa..emziremeyen annelerden emzir(e)mediği için vicdan azabı duymasını bekliyorlar..yahu süt gelmemiş, emzirememiş ya da istememiş emzirmek snne be slk! anne sütü çok değerli olabilir ama yoksa napcan? ya da istemiyorsan emzirmek seni kim suçlayabilir? neden vicdan azabı duyasın ki? neticede çocuğunu en iyi şekilde bakmıyo musun? bakıyosun! e bırak bu eksik kalsın ya!
"en mükemmel anne ben olacam!" biberonların gücü adına hiiimeeen! nah olacan! ve olamadığın için vicdan azabı duyman beklenecek! ya niye? hayatın boyunca her şey de en mükemmel mi oldun? mesela mesleğinde en mükemmel sen misin? bak o meslek için 7 yaşından 22 yaşına kadar eğitim aldın ama yine de en mükemmel sen değilsin! en mükemmel eş sen misin? senelerce eşinle sevgili oldun, ciğerini öğrendin, emek verdin ama yine de en mükemmel değilsin! annelikte nası en mükemmel olmayı bekliyorsun ki?! eğitimini bile almadın! daha önce tecrüben yok! yepyeni bi insan! daha yeni tanıştın, tanımıyosun! ve bunun için vicdan azabı duymana hiiiç gerek yok!
çocuksuz tatile mi gittin ya da dışarı mı çıktın? hemen demelisin ki "ayyy çok özledim çoğcumu!" çünkü özlemek zorundasın! "aklım hep çoğcumdaydı!" çünkü olmak zorunda diil mi? aaa yoksa çok güzel vakit mi geçirdin? ev ile 1-2 kez konuştun bebenin de keyfi yerinde miymiş? senin aklına da binbir türlü "vay çoğcum bensiz napıyodur?" soruları gelmedi mi? e o zaman çek şekerim vicdan azabının en alasını!
ben çok sıkıldım benim vicdan muhasebemi benim yerime yapanlardan! çok!
3 Şubat 2015 Salı
yardım?!
çocuk bakmak için kalabalık olmak mı gerekir? yani illa anane babane hala amca dayı teyze desteği falan mı gerekiyor?
ben çalıştığım için arinço'ma ananesi ve babanesi bakıyor..peki çalışmasaydım bu kadar sık yardıma gelecekler miydi? ya da gelmeleri gerekecek miydi? sanmıyorum..istemezdim de sanırım..
bazı insanlar etrafları kalabalık olsun istiyor çocuktan sonra..ona yardım edilsin istiyorlar..aynı apartmanda hatta evde yaşamak falan istiyorlar..bense tam tersiyim..çekirdek aile iyidir..kocca arin ve ben olalım evde, yeter..yanlış anlaşılma olmasın bilogcan, etrafımda bir sürü insan olmasını, geniş aile olmayı çok seviyorum ama kapımı kapatınca çekirdek aile olarak kalalım istiyorum..
arin her gün görsün ananesini, babanesini, dedelerini, dayısını, amcasını..bize gelsinler biz gidelim..ama onları görme nedeni benim yardıma ihtiyacım olması olmasın, arin için olsun..
bir çok insana göre çocuk konusunda çok şanslıyım, o yüzden çok kolay ahkam kesebiliyorum :) arin hep uyumlu, sakin, kolay bir bebek oldu..sadece artık çok çok hareketli yerinde durmayan bi çocuk olmak üzere :) ama yormuyor beni..arin'e bin kere "hayır annecim o ellenmez" demek yormuyor beni..bezini değiştirirken çıplak poposuyla koşmaya çalışması yormuyor beni..ya da ne bilim yemek yerken bi anda yemeği reddedip mızırdanması ve "oğlum ne istiyon ya?!" diye cevabını asla alamayacağım bir soruyu onlarca kez çaresizce sormak gerçekten yormuyor beni..
acaba şu herkeslerin pek bir kınadığı rahat anne sınıfına mı giriyorum? mesela arin geçen gün tv ünitesine tırmandı..tam üzerinde ünitenin rafı vardı..kıpırdamadım yerimden, "oğlum kafanı vurcan bak dikkat et" dedim..kafasını vurdu tabii :) ve ağlamadı, başka türlü geçmeyi denedi..bu beni rahat anne mi yapıyor şimdi? ya da geçenlerde avmdeyken yürümekten sıkılıp emeklemek istedi ve emekledi kısa bi süre (daha başka yerlerde de emeklemiş olabilir tabii o_O) bu beni rahat anne mi yapıyor peki?
kocca geçen gün "sen normal anneler gibi diilsin ki daha yediğinin çöpünü bile kaldırmıyorsun" dedi..(kınama amaçlı söyledi bilogcan cidden!) ama belki de sırf bu nedenle arin bu kadar sakin ve rahat bi çocuk?! koltuğun tepesine çıkınca "in çabuuk!" diye çığıran bi annesi yok onun, "oha arin oha arin oraya çıkabiliyo musun sen artık?!" diye sevinç kahkahaları atan bir annesi var :) ya da koskoca ve ağır pirinç kavanozunu tam ayağının dibine atarak kırdığında "ayyy oğlum naptın ya?! :(" diyen bir annesi yok onun, "ayy arin ödümü kopardın, dur bi yerine gelmesin! dur bakim eline batmadı dimi? eşşek seni, herkül gibi kaldırdın dimi kavanozu :)" diyen bir annesi var :)
gecenin bir vakti uyanınca ben arin'in odasına hiç "off"layarak girmedim..hep "ömrüm noldu rüya mı gördün?/geldim annecim" diyerek girdim mesela..ya da sabahın köründe uyanınca yine "off"lamadım (ondan gizli off çekmiş olabilirim bak ama sadece sabah uyanmalarında :) ) kalktım ben de onunla, güleryüzle..
çalıştığım için yardıma çok gereksinim duyuyorum..ama yazının başında kastettiğim yardım bu diil aslında..yani sürekli yardım gerekir miydi acaba arin'e ben bakıyor olsaydım? bi düzen otururdu sanki ya..
bu nası bi insan olduğunla alakalı..bazı insanlar düzeni sever, düzensizlik onları mutsuz eder ve çocukla sürekli düzen zor..bana fark etmez mesela, evin ortasına bomba düşse "amaan hadi çıkalım" diyebilen biriyim ben..
gerçekten önemsediğim ne biliyo musun bilogcan? arin..arin mutlu olsun, sağlıklı olsun, eğleniyor olsun, keyifli olsun..sadece bu..ben yorulmuşum, ev batmış bunlar hiç önemli diil..hani şimdi anneler benim saçım süpürge diil falan diyorlar ya..yok bilogcan benim saçım süpürge olsun oğluma..benim hayatta tek bir isteğim var arin güzel yaşasın, mutlu yaşasın, sağlıklı yaşasın..geri dönüp baktığında neşeli anları, eğlenceli bir anne - babayı, mutlu şeyleri hatırlasın..
ayın onbirinde arin 16 aylık olacak..ve ben 16 aydır yanımda arin ya da kocca olmadan hiç bir yere gitmedim, kuaför ve işyeri hariç..istemiyorum da..hayatta bana zevk veren herşeyde yanımda arin de olsun kocca da olsun istiyorum :)
neyse ne diyorduk..ben yardım istemezdim sanırım yani sürekli bir yardım istemezdim..bakalım büyüdükçe bu fikrim değişecek mi?
ben çalıştığım için arinço'ma ananesi ve babanesi bakıyor..peki çalışmasaydım bu kadar sık yardıma gelecekler miydi? ya da gelmeleri gerekecek miydi? sanmıyorum..istemezdim de sanırım..
bazı insanlar etrafları kalabalık olsun istiyor çocuktan sonra..ona yardım edilsin istiyorlar..aynı apartmanda hatta evde yaşamak falan istiyorlar..bense tam tersiyim..çekirdek aile iyidir..kocca arin ve ben olalım evde, yeter..yanlış anlaşılma olmasın bilogcan, etrafımda bir sürü insan olmasını, geniş aile olmayı çok seviyorum ama kapımı kapatınca çekirdek aile olarak kalalım istiyorum..
arin her gün görsün ananesini, babanesini, dedelerini, dayısını, amcasını..bize gelsinler biz gidelim..ama onları görme nedeni benim yardıma ihtiyacım olması olmasın, arin için olsun..
bir çok insana göre çocuk konusunda çok şanslıyım, o yüzden çok kolay ahkam kesebiliyorum :) arin hep uyumlu, sakin, kolay bir bebek oldu..sadece artık çok çok hareketli yerinde durmayan bi çocuk olmak üzere :) ama yormuyor beni..arin'e bin kere "hayır annecim o ellenmez" demek yormuyor beni..bezini değiştirirken çıplak poposuyla koşmaya çalışması yormuyor beni..ya da ne bilim yemek yerken bi anda yemeği reddedip mızırdanması ve "oğlum ne istiyon ya?!" diye cevabını asla alamayacağım bir soruyu onlarca kez çaresizce sormak gerçekten yormuyor beni..
acaba şu herkeslerin pek bir kınadığı rahat anne sınıfına mı giriyorum? mesela arin geçen gün tv ünitesine tırmandı..tam üzerinde ünitenin rafı vardı..kıpırdamadım yerimden, "oğlum kafanı vurcan bak dikkat et" dedim..kafasını vurdu tabii :) ve ağlamadı, başka türlü geçmeyi denedi..bu beni rahat anne mi yapıyor şimdi? ya da geçenlerde avmdeyken yürümekten sıkılıp emeklemek istedi ve emekledi kısa bi süre (daha başka yerlerde de emeklemiş olabilir tabii o_O) bu beni rahat anne mi yapıyor peki?
kocca geçen gün "sen normal anneler gibi diilsin ki daha yediğinin çöpünü bile kaldırmıyorsun" dedi..(kınama amaçlı söyledi bilogcan cidden!) ama belki de sırf bu nedenle arin bu kadar sakin ve rahat bi çocuk?! koltuğun tepesine çıkınca "in çabuuk!" diye çığıran bi annesi yok onun, "oha arin oha arin oraya çıkabiliyo musun sen artık?!" diye sevinç kahkahaları atan bir annesi var :) ya da koskoca ve ağır pirinç kavanozunu tam ayağının dibine atarak kırdığında "ayyy oğlum naptın ya?! :(" diyen bir annesi yok onun, "ayy arin ödümü kopardın, dur bi yerine gelmesin! dur bakim eline batmadı dimi? eşşek seni, herkül gibi kaldırdın dimi kavanozu :)" diyen bir annesi var :)
gecenin bir vakti uyanınca ben arin'in odasına hiç "off"layarak girmedim..hep "ömrüm noldu rüya mı gördün?/geldim annecim" diyerek girdim mesela..ya da sabahın köründe uyanınca yine "off"lamadım (ondan gizli off çekmiş olabilirim bak ama sadece sabah uyanmalarında :) ) kalktım ben de onunla, güleryüzle..
çalıştığım için yardıma çok gereksinim duyuyorum..ama yazının başında kastettiğim yardım bu diil aslında..yani sürekli yardım gerekir miydi acaba arin'e ben bakıyor olsaydım? bi düzen otururdu sanki ya..
bu nası bi insan olduğunla alakalı..bazı insanlar düzeni sever, düzensizlik onları mutsuz eder ve çocukla sürekli düzen zor..bana fark etmez mesela, evin ortasına bomba düşse "amaan hadi çıkalım" diyebilen biriyim ben..
gerçekten önemsediğim ne biliyo musun bilogcan? arin..arin mutlu olsun, sağlıklı olsun, eğleniyor olsun, keyifli olsun..sadece bu..ben yorulmuşum, ev batmış bunlar hiç önemli diil..hani şimdi anneler benim saçım süpürge diil falan diyorlar ya..yok bilogcan benim saçım süpürge olsun oğluma..benim hayatta tek bir isteğim var arin güzel yaşasın, mutlu yaşasın, sağlıklı yaşasın..geri dönüp baktığında neşeli anları, eğlenceli bir anne - babayı, mutlu şeyleri hatırlasın..
ayın onbirinde arin 16 aylık olacak..ve ben 16 aydır yanımda arin ya da kocca olmadan hiç bir yere gitmedim, kuaför ve işyeri hariç..istemiyorum da..hayatta bana zevk veren herşeyde yanımda arin de olsun kocca da olsun istiyorum :)
neyse ne diyorduk..ben yardım istemezdim sanırım yani sürekli bir yardım istemezdim..bakalım büyüdükçe bu fikrim değişecek mi?
Etiketler:
annelik,
arin,
çalışan anne,
çocuk yetiştirmek,
tespit ettim,
yardım
12 Ocak 2015 Pazartesi
yani şekerim işe gelince resmen dinleniyorum!
bunu söyleyen bir kadın guruhu var..ve bence gerizekalılar!
bazen haftasonları gerçekten yoruluyorum..hiç kalkmadan yarım saat oturayım istiyorum mesela..yemek yerken başkasına da yedirmeyeyim istiyorum..gözüm hep birisinin üzerinde olmasın istiyorum..ama yine de bir işe gideyim de dinleneyim demiyorum!
anneliğin kariyer olup olmadığını tartışıyoruz..değil diyoruz.."aa ne haddine bunu söyleyenin" diyoruz ama en ufak bir şeyde anneliğimizi kariyerimizle karşılaştırıyoruz..ya da bir anlık gaflet mi acaba?
bir kısım çalışan anne var ve daima evde oturup çocuk bakanların daha çok yorulduklarından, bir çayı bile sıcak sıcak içemediklerinden falan bahsediyorlar..ve bence, bak bilogcan çok açık söylüyorum, evde çocuklarına bakan, yaşamına, parasına, camiada ünlü olan annelere özendikleri için, onlara yaranmak adına böyle söylüyorlar! yoksa mümkün diil hem işte hem evde çalışan, bırak çocukluyu, çocuksuz bir kadının bile böyle söylemesi mümkün diil! yemezler cicim ben de çalışıyorum çünkü!
evet iş yerinde yarım saat kıçının üzerinde oturabiliyorsun..evet kahvenin dumanı daha ofisin tavanına varamadan içebiliyorsun..evet yemek de yiyebiliyorsun rahat rahat..ama başında sana patron olan normalde belki iki kelam etmeyeceğin birininbazen çoğunlukla gereksiz isteklerini, atarlanmalarını da çekiyorsun.."başkası" için iş yapıyorsun..firma sahibi sensen bilemem tabii, patronluk nasıl bişi ben yaşamadım!
kıçını iki seksen yaymış ofis sandalyesinde otururken önceden "schedule" edilmemiş ani bir "meeting" için derhal "aksiyon" alabiliyorsun da iki gün çocuğunun peşinden koştuğunda çok mu yoruluyorsun?
bak bilogcan..ben çalışan anne olmaktan memnunum..çok abartı vicdan azapları da yaşamıyorum bu konuda..bu benim işim ve ben çalışmalıyım, çocuğum için ya da ev geçindirmek için değil ben kendim için, bu dünyada var olabilmek için çalışmalıyım..yaşamak için para lazım, üretmek lazım, çalışmak lazım..
tamam daha bu sabah arin koynumda uyurken kalkıp işe gitmek zor geliyor diye söylendim..ama arin mutlu, arin sağlıklı, arin'e bir nebze de olsa daha iyi bir gelecek sağlayabilirim o yataktan kalktığımda..kendime de daha iyi bir gelecek sağlayabilirim..
ben pazartesileri işe gelince dinlenemiyorum maalesef..hafta sonu yorulmuşsam üzerine bir yorgunluk daha biniyor sadece..dinlenenler nasıl beceriyorlar hiç bir fikrim yok!
bazen haftasonları gerçekten yoruluyorum..hiç kalkmadan yarım saat oturayım istiyorum mesela..yemek yerken başkasına da yedirmeyeyim istiyorum..gözüm hep birisinin üzerinde olmasın istiyorum..ama yine de bir işe gideyim de dinleneyim demiyorum!
anneliğin kariyer olup olmadığını tartışıyoruz..değil diyoruz.."aa ne haddine bunu söyleyenin" diyoruz ama en ufak bir şeyde anneliğimizi kariyerimizle karşılaştırıyoruz..ya da bir anlık gaflet mi acaba?
bir kısım çalışan anne var ve daima evde oturup çocuk bakanların daha çok yorulduklarından, bir çayı bile sıcak sıcak içemediklerinden falan bahsediyorlar..ve bence, bak bilogcan çok açık söylüyorum, evde çocuklarına bakan, yaşamına, parasına, camiada ünlü olan annelere özendikleri için, onlara yaranmak adına böyle söylüyorlar! yoksa mümkün diil hem işte hem evde çalışan, bırak çocukluyu, çocuksuz bir kadının bile böyle söylemesi mümkün diil! yemezler cicim ben de çalışıyorum çünkü!
evet iş yerinde yarım saat kıçının üzerinde oturabiliyorsun..evet kahvenin dumanı daha ofisin tavanına varamadan içebiliyorsun..evet yemek de yiyebiliyorsun rahat rahat..ama başında sana patron olan normalde belki iki kelam etmeyeceğin birinin
kıçını iki seksen yaymış ofis sandalyesinde otururken önceden "schedule" edilmemiş ani bir "meeting" için derhal "aksiyon" alabiliyorsun da iki gün çocuğunun peşinden koştuğunda çok mu yoruluyorsun?
bak bilogcan..ben çalışan anne olmaktan memnunum..çok abartı vicdan azapları da yaşamıyorum bu konuda..bu benim işim ve ben çalışmalıyım, çocuğum için ya da ev geçindirmek için değil ben kendim için, bu dünyada var olabilmek için çalışmalıyım..yaşamak için para lazım, üretmek lazım, çalışmak lazım..
tamam daha bu sabah arin koynumda uyurken kalkıp işe gitmek zor geliyor diye söylendim..ama arin mutlu, arin sağlıklı, arin'e bir nebze de olsa daha iyi bir gelecek sağlayabilirim o yataktan kalktığımda..kendime de daha iyi bir gelecek sağlayabilirim..
ben pazartesileri işe gelince dinlenemiyorum maalesef..hafta sonu yorulmuşsam üzerine bir yorgunluk daha biniyor sadece..dinlenenler nasıl beceriyorlar hiç bir fikrim yok!
1 Temmuz 2014 Salı
sanırım içimdeyken daha iyiydi..her yerde beraberdik..pek kıymetini bilememişim meğer!
biz arin'i öğrendiğimizde çok şaşırmıştık..beklemiyorduk..hazırlıksızdık..
çok korkmuştum ben..naparım nası bakarım? olur mu olmaz mı?!
doktora ilk gittiğimizde kesenin içinde görünmüyordu..o kadar da erken fark etmişiz aslında..doktor evet kese var ama henüz çok erken bebek görünmüyo dediğinde ne kadar üzülmüştüm..ya yoksa?! ya boş gebelikse?! o zaman anlamıştım ben bu bebeği çok istiyodum çok! düşündüğümden daha da çok..
sonra o küçücük kesenin içinde arin belirdi..bezelye tanesi kadar..küçücük..çok çok ufak..o bezelye tanesi tutundu oraya..bırakmadı..haftalar boyu büyüdü..şaşırttı..şükrettirdi..düşünsene bilogcan hepimizi o kadarcıkmışız ama ne hallere geliyoruz! mucize diil de ne bu?!
kıpırdamaya başladı bi zaman sonra..onyüzmilyonbin baloncuk yutmuş gibiydim! başlarda tabii..sonra sağlam tekmeler, sağ ve sol kroşeler yedim! kaburgalarımın dili olsa da konuşsa! ^.^
ben arin'i hep doğurmak istedim..sorumluluğu babasıyla paylaşmak istedim..sorumluluk sadece bendeyken hep korktum bişi olursa diye..bi de mahsülü görmek istedim tabii! ^.^
geçen yılın nerdeyse tamamını hamile geçirdim..şimdi düşünüyorum da nası mucizevi bi dönemmiş..nası güzelmiş..böyle oğlumla bir bedende ten tene, can cana..
sezaryen olduğu için bazı anneler aksini iddia etse de ben arin'i "doğurdum"..içimde gün be gün büyüttüm onu çok büyüttüm hatta! ^.^ zamanı gelince de doğurdum..dünyaya getirdim..daha karnımdan çıkmadan martı çığlığını duydum..yanağı yanağıma deyince sustu o martı..oğlumun yanağı yanağımda, babasının eli elimde..
dedim ki kendi kendime "bu aşksa babasına duyduğum ne?! babasına duyduğum aşksa bu ne?!" çok daha ulvi, çok daha mucizevi, çok daha derin bi duygu arin'e hissettiğim..başka türlü bişi..sanırım henüz bi ismi yok bu duygunun.."annelik" diyoruz kısaca ama tarifi yok.. benzersiz..
hani daha önce demiştim ya sana bilogcan ben emzirmeyi sevmedim diye..vallahi yalanmış..çok sevdim ben emzirmeyi..arin kafasını kaldırıp boncuk boncuk bakıyo ya, emerken uyuyo ya, ben o anlarda onu deli gibi öpüyorum, seyrediyorum ya..ödüm kopuyo emmeyi bırakırsa diye!
nası anlatılır bilmiyorum bütün bunlar..çok seviyorum..eminim "çok" hiçbir zaman kendini bu kadar yetersiz hissetmemişti..böyle delicesine, manyakcasına bi sevgi..
ben şimdi bunları neden mi anlattım bilogcan? sıpamı özledim..sanırım içimdeyken daha iyiydi..her yerde beraberdik..pek kıymetini bilememişim meğer!
çok korkmuştum ben..naparım nası bakarım? olur mu olmaz mı?!
doktora ilk gittiğimizde kesenin içinde görünmüyordu..o kadar da erken fark etmişiz aslında..doktor evet kese var ama henüz çok erken bebek görünmüyo dediğinde ne kadar üzülmüştüm..ya yoksa?! ya boş gebelikse?! o zaman anlamıştım ben bu bebeği çok istiyodum çok! düşündüğümden daha da çok..
sonra o küçücük kesenin içinde arin belirdi..bezelye tanesi kadar..küçücük..çok çok ufak..o bezelye tanesi tutundu oraya..bırakmadı..haftalar boyu büyüdü..şaşırttı..şükrettirdi..düşünsene bilogcan hepimizi o kadarcıkmışız ama ne hallere geliyoruz! mucize diil de ne bu?!
kıpırdamaya başladı bi zaman sonra..onyüzmilyonbin baloncuk yutmuş gibiydim! başlarda tabii..sonra sağlam tekmeler, sağ ve sol kroşeler yedim! kaburgalarımın dili olsa da konuşsa! ^.^
ben arin'i hep doğurmak istedim..sorumluluğu babasıyla paylaşmak istedim..sorumluluk sadece bendeyken hep korktum bişi olursa diye..bi de mahsülü görmek istedim tabii! ^.^
geçen yılın nerdeyse tamamını hamile geçirdim..şimdi düşünüyorum da nası mucizevi bi dönemmiş..nası güzelmiş..böyle oğlumla bir bedende ten tene, can cana..
sezaryen olduğu için bazı anneler aksini iddia etse de ben arin'i "doğurdum"..içimde gün be gün büyüttüm onu çok büyüttüm hatta! ^.^ zamanı gelince de doğurdum..dünyaya getirdim..daha karnımdan çıkmadan martı çığlığını duydum..yanağı yanağıma deyince sustu o martı..oğlumun yanağı yanağımda, babasının eli elimde..
dedim ki kendi kendime "bu aşksa babasına duyduğum ne?! babasına duyduğum aşksa bu ne?!" çok daha ulvi, çok daha mucizevi, çok daha derin bi duygu arin'e hissettiğim..başka türlü bişi..sanırım henüz bi ismi yok bu duygunun.."annelik" diyoruz kısaca ama tarifi yok.. benzersiz..
hani daha önce demiştim ya sana bilogcan ben emzirmeyi sevmedim diye..vallahi yalanmış..çok sevdim ben emzirmeyi..arin kafasını kaldırıp boncuk boncuk bakıyo ya, emerken uyuyo ya, ben o anlarda onu deli gibi öpüyorum, seyrediyorum ya..ödüm kopuyo emmeyi bırakırsa diye!
nası anlatılır bilmiyorum bütün bunlar..çok seviyorum..eminim "çok" hiçbir zaman kendini bu kadar yetersiz hissetmemişti..böyle delicesine, manyakcasına bi sevgi..
ben şimdi bunları neden mi anlattım bilogcan? sıpamı özledim..sanırım içimdeyken daha iyiydi..her yerde beraberdik..pek kıymetini bilememişim meğer!
30 Haziran 2014 Pazartesi
herşeyi yaparım..
bilogır annelerin en bi favori konusu olan "ben dışarda çalışıyorum yazık bana" "ama ben de evde çalışıyorum canım çıkıyo" temalı sidik yarışları yine başladı bilogcan..ee yaz geldi okullar kapandı çocuklar evde tabii..
bu konuda söyleyeceğim tek bir şey var bilogcan..
şu an arin o kadar çok gözümde tütüyor ki gözlerim doluyor..yedi buçuktan önce de görmem mümkün diil..evet, insanın çok özlemekten midesi de bulanırmış..
yemişim yorgunluğu..şu an evde oğlumun yanında olabilmek için herşeyi yaparım ben herşeyi!
bu konuda söyleyeceğim tek bir şey var bilogcan..
şu an arin o kadar çok gözümde tütüyor ki gözlerim doluyor..yedi buçuktan önce de görmem mümkün diil..evet, insanın çok özlemekten midesi de bulanırmış..
yemişim yorgunluğu..şu an evde oğlumun yanında olabilmek için herşeyi yaparım ben herşeyi!
28 Mart 2014 Cuma
sinirliyim..rutin..
biraz önce bi yazı okudum sinirlerim zıpladı! çalışmayan annenin bir günü üzerine!
bak bilogcan öncelikle belirteyim ben çalışmayan annelerin bütüüün gün bi bok yapmadan oturduklarına inanmıyorum! arin bir yaşına basana kadar ben de her cuma çalışmayan anneyim ve işe gittiğimden daha çok yoruluyorum bazen bunda anlaşalım!
ya ama çıldırcam..ne olursa olsun ne yaparlarsa yapsınlar bir çalışan anne kadar bölünmüyolar ve yıpranmıyolar!
ya çocuk için okuduğu kitapları ve markete gittiğinde park yeri bulmak için 3-5 sokak dolaşıp ve biraz uzakta park yeri bulduğu için yürümek zorunda kalmış (!) olmasını bile bu yorgunluğa eklemiş yazıyı yazan..
ve bu insanların her gün yardımcısı geliyor..ya ben annem geldiğinde bayram yapıyorum bayram ne yardımcısı be!
ben de günlük rutinimi yazayım o zaman!
sabah 06.30da uyanmam gerekiyor ama kafam kalkmıyor! Allahtan 07:00de arin uyanıyo da kalkıyorum! hemen arin'i emziriyorum daha yataktayken..20 dk kadar emiyo..ardından 10 dk içinde wc ve giyinme..sonra bi 10 dk daha süt sağma..aralarda arin'e öpücük atma laf atma falan..8de evden çıkış..
mesai 9da başlıyor..9a kadar metrobüs çilesini çekerek işe varma..bu arada mecidiyeköyde arabayı park etmek sorunların en büyüğü olduğundan işe arabayla gelmek mümkün diil!
mesai 09:00 - 18:00 arası..bu arada türlü türlü insanın ağız kokusu çekilir! iş yetiştirilmeye çalışılır..arada azıcık yemek yenir ve kahve içilir..ama bunlar genelde pc başında yapılır! çünkü mesaiye kalmak istemezsin eve gitmelisin, bebeğin burnunda tütüyodur! aralarda ev aranır herşey yolunda mı yoklaması yapılır..pc ekranındaki bebeğinin fotosuna bakılır ve gözler şöyle bi dolar ve iş yapılmaya devam edilir..
18:00de mesai biter..koşa koşa ofisten çıkılır belki bi önceki otobüsü yakalarım umuduyla! yakalanamaz! otobüse binilir ve yaklaşık 1.5 saat sürecek olan yolculuk başlar..şanslısan oturursun ve belki uyursun..
19:30 - 19:45 arası eve varış..koşa koşa eve girilir..hemen arin kucağa alınır..öp kokla sev..bayılırsın bayılır! sonra hemen süt sağırlır ki çocukuma yarına süt olsun..bu arada kocca yemekleri ısıtmaya başlar..(iyi ki var demiştim dimi?) süt sağılır, sofra kurulur..tam sofraya oturacakken arin mızmızlanabilir, dikkat..dur bi beş dk emzirim dersin ve emzirirsin..nihayet 9a doğru yemek yemiş olursun..9:30 gibi arin yatacağı için ve eve gelince emmemişse ya da tadımlık emmişse hooop bi daha alırsın saat 9 gibi çocukunu ve emzirirsin..hoş zaten uykusu geldiği için 8:45den itibaren arızaya başlamış olur..9:30 - 10:00 arası bi saatlerde çocukunu yatağına yatırırsın..geç uyuttuğun için tam vicdan azabı çekecekken haftaiçleri çocukunu eve gelince sadece 1.5 saat gördüğünü fark edersin ve yine gözlerin dolar! salona dönersin masayı kocca toplamıştır (iyi ki iyi ki var!) amma ve lakin bulaşıklar mutfakta seni beklemektedir..bulaşıkları halledersin, çay koyarsın çünkü kocca çok sever, arin'in biberonlarını, süt sağma makineni vs sterilize edersin ve mutfaktan çıkarsın..artık bu rutine iki günde bir yoğurt mayalamak eklendi..
salona tekrar dönersin ve kocanla iki kelam laflarsın..arada gidip çocuğa bakarsın..duş wc işlerini halledersin..artık kaçta yatar ve uyursun Allah bilir..
benim bu noktada şansım arin'in gece uyanmayışı ve kendi kendine uykuya dalışı çok şükür..maşallah oğluma!
azıcık bi boşluğun olur onda da çalışmayan bir kadının çocuğuna bakarken saçma sapan sebepler nedeniyle çooook ama çooooook çoook zorlandığını okursun çıldırırsın!!
bak bilogcan öncelikle belirteyim ben çalışmayan annelerin bütüüün gün bi bok yapmadan oturduklarına inanmıyorum! arin bir yaşına basana kadar ben de her cuma çalışmayan anneyim ve işe gittiğimden daha çok yoruluyorum bazen bunda anlaşalım!
ya ama çıldırcam..ne olursa olsun ne yaparlarsa yapsınlar bir çalışan anne kadar bölünmüyolar ve yıpranmıyolar!
ya çocuk için okuduğu kitapları ve markete gittiğinde park yeri bulmak için 3-5 sokak dolaşıp ve biraz uzakta park yeri bulduğu için yürümek zorunda kalmış (!) olmasını bile bu yorgunluğa eklemiş yazıyı yazan..
ve bu insanların her gün yardımcısı geliyor..ya ben annem geldiğinde bayram yapıyorum bayram ne yardımcısı be!
ben de günlük rutinimi yazayım o zaman!
sabah 06.30da uyanmam gerekiyor ama kafam kalkmıyor! Allahtan 07:00de arin uyanıyo da kalkıyorum! hemen arin'i emziriyorum daha yataktayken..20 dk kadar emiyo..ardından 10 dk içinde wc ve giyinme..sonra bi 10 dk daha süt sağma..aralarda arin'e öpücük atma laf atma falan..8de evden çıkış..
mesai 9da başlıyor..9a kadar metrobüs çilesini çekerek işe varma..bu arada mecidiyeköyde arabayı park etmek sorunların en büyüğü olduğundan işe arabayla gelmek mümkün diil!
mesai 09:00 - 18:00 arası..bu arada türlü türlü insanın ağız kokusu çekilir! iş yetiştirilmeye çalışılır..arada azıcık yemek yenir ve kahve içilir..ama bunlar genelde pc başında yapılır! çünkü mesaiye kalmak istemezsin eve gitmelisin, bebeğin burnunda tütüyodur! aralarda ev aranır herşey yolunda mı yoklaması yapılır..pc ekranındaki bebeğinin fotosuna bakılır ve gözler şöyle bi dolar ve iş yapılmaya devam edilir..
18:00de mesai biter..koşa koşa ofisten çıkılır belki bi önceki otobüsü yakalarım umuduyla! yakalanamaz! otobüse binilir ve yaklaşık 1.5 saat sürecek olan yolculuk başlar..şanslısan oturursun ve belki uyursun..
19:30 - 19:45 arası eve varış..koşa koşa eve girilir..hemen arin kucağa alınır..öp kokla sev..bayılırsın bayılır! sonra hemen süt sağırlır ki çocukuma yarına süt olsun..bu arada kocca yemekleri ısıtmaya başlar..(iyi ki var demiştim dimi?) süt sağılır, sofra kurulur..tam sofraya oturacakken arin mızmızlanabilir, dikkat..dur bi beş dk emzirim dersin ve emzirirsin..nihayet 9a doğru yemek yemiş olursun..9:30 gibi arin yatacağı için ve eve gelince emmemişse ya da tadımlık emmişse hooop bi daha alırsın saat 9 gibi çocukunu ve emzirirsin..hoş zaten uykusu geldiği için 8:45den itibaren arızaya başlamış olur..9:30 - 10:00 arası bi saatlerde çocukunu yatağına yatırırsın..geç uyuttuğun için tam vicdan azabı çekecekken haftaiçleri çocukunu eve gelince sadece 1.5 saat gördüğünü fark edersin ve yine gözlerin dolar! salona dönersin masayı kocca toplamıştır (iyi ki iyi ki var!) amma ve lakin bulaşıklar mutfakta seni beklemektedir..bulaşıkları halledersin, çay koyarsın çünkü kocca çok sever, arin'in biberonlarını, süt sağma makineni vs sterilize edersin ve mutfaktan çıkarsın..artık bu rutine iki günde bir yoğurt mayalamak eklendi..
salona tekrar dönersin ve kocanla iki kelam laflarsın..arada gidip çocuğa bakarsın..duş wc işlerini halledersin..artık kaçta yatar ve uyursun Allah bilir..
benim bu noktada şansım arin'in gece uyanmayışı ve kendi kendine uykuya dalışı çok şükür..maşallah oğluma!
azıcık bi boşluğun olur onda da çalışmayan bir kadının çocuğuna bakarken saçma sapan sebepler nedeniyle çooook ama çooooook çoook zorlandığını okursun çıldırırsın!!
5 Şubat 2014 Çarşamba
anayım ben anaa hem de çalışan ana!
işte 2. haftamıza girdik bilogcan..
herşey yolunda çok şükür..arin "henüz" huy değiştirmedi ama tetikteyim..akşamları beni gülücükler saçarak karşılayan bi oğlum var! ^.^
şükürler olsun ki arin sabahları 06:00 gibi uyanmaya başladı..süper oldu bu..emziriyorum sağıyorum giyiniyorum tekrar uyutuyorum ve çıkıyorum..yani sabah saadetimiz devam ediyo ^.^
çalışmak bana iyi geldi..arin'e karşı daha verimliyim sanki..
aslında bunalıma girmeyi, işten ayrılmak için kırk takla atmayı bekliyordum ama olmadı..düzenli bi şekilde evden çıkmak, mecburen de olsa façayı düzeltmek bana iyi geldi..
evdeyken arin ile vakit geçirmeye bayılıyodum ancak akşama doğru çok yorulduğumu hissediyodum..sonuçta bütüüün bi gün oyun oynuyoduk, oyun oynamadığımız zaman da sohbet ediyoduk! evet arin sürekli ilgi isteyen bi bebek..yani onunla oynican konuşcan başka türlü olmuyo gibi..seninle iletişime geçmek için kendini şekilden şekile sokuyo ve iletişime geçmezsen öle bi boynu bükük duruyo ki içim acıyo resmen! akşama kadar full ilgi göstermek, oyalamaya çabalamak beni çok yoruyodu açıkcası..bi de arin gündüzleri uyumayı seven bi bebek de diil yarımşar saat iki kere falan uyuyodu yani kendine vakit ayırma gibi bi lüksün de yok..ha dersen ki bilogcan şimdi yanında olsa sana bi gülücük atsa, ölürüm resmen ölürüm keşke olsa :)
ama işe başladığımdan beri arin'e karşı daha enerjik ve verimliyim..evet artık bütün gün agu gugu yapmıyorum ama eve gider gitmez oynaşmaya başlıyoruz ve arin'in tepkileri de eskiye kıyasla çok coşkulu..resmen akşama kadar beni bekliyo gelim de takılalım diye ^.^
sonra uykuları düzene girmeye başladı..artık gündüzleri daha uzun uyuyo..akşamları da daha erken ve uzun sürelerle uyuyo..beslenmesi bile düzene girdi, artık doyduğunu biliyo..
çalışan annelerin en büyük endişesi ilklerini kaçırmak..ilk dişi, ilk adımı..bunları ben de kaçıracam büyük ihtimalle..belki de haftasonuna denk gelicek bütün bu ilkler ve kaçırmicam..belki de çalışmıyo olsam da kaçıracaktım çünkü o an çocuğumun yanında olamayabilirdim..falan filan..yani bunları bilemeyiz..
ama bildiğim bazı şeyler var..evet ilk dişini ben görmicem belki ama o diş ilk benim mememi ısıracak! :) evet ilk adımını ben göremicem ama o adımlarla kapıya gelip beni karşılayacak! belki ilk anne deyişini bile duyamicam ama ömrü boyunca sadece bana anne diye seslenecek! sonra büyücek ilkler çoğalacak..ilk aşk, ilk hayalkırıklığı, ilk araba sürüşü, ilk birini öpüşü, kendi kendine ilk giyinişi..daha bi sürü ilkler..hepsini gelip ilk bana anlatacak, biliyorum çünkü ben onun annesiyim aslında bütün ilklerinde yanındayım....
herşey yolunda çok şükür..arin "henüz" huy değiştirmedi ama tetikteyim..akşamları beni gülücükler saçarak karşılayan bi oğlum var! ^.^
şükürler olsun ki arin sabahları 06:00 gibi uyanmaya başladı..süper oldu bu..emziriyorum sağıyorum giyiniyorum tekrar uyutuyorum ve çıkıyorum..yani sabah saadetimiz devam ediyo ^.^
çalışmak bana iyi geldi..arin'e karşı daha verimliyim sanki..
aslında bunalıma girmeyi, işten ayrılmak için kırk takla atmayı bekliyordum ama olmadı..düzenli bi şekilde evden çıkmak, mecburen de olsa façayı düzeltmek bana iyi geldi..
evdeyken arin ile vakit geçirmeye bayılıyodum ancak akşama doğru çok yorulduğumu hissediyodum..sonuçta bütüüün bi gün oyun oynuyoduk, oyun oynamadığımız zaman da sohbet ediyoduk! evet arin sürekli ilgi isteyen bi bebek..yani onunla oynican konuşcan başka türlü olmuyo gibi..seninle iletişime geçmek için kendini şekilden şekile sokuyo ve iletişime geçmezsen öle bi boynu bükük duruyo ki içim acıyo resmen! akşama kadar full ilgi göstermek, oyalamaya çabalamak beni çok yoruyodu açıkcası..bi de arin gündüzleri uyumayı seven bi bebek de diil yarımşar saat iki kere falan uyuyodu yani kendine vakit ayırma gibi bi lüksün de yok..ha dersen ki bilogcan şimdi yanında olsa sana bi gülücük atsa, ölürüm resmen ölürüm keşke olsa :)
ama işe başladığımdan beri arin'e karşı daha enerjik ve verimliyim..evet artık bütün gün agu gugu yapmıyorum ama eve gider gitmez oynaşmaya başlıyoruz ve arin'in tepkileri de eskiye kıyasla çok coşkulu..resmen akşama kadar beni bekliyo gelim de takılalım diye ^.^
sonra uykuları düzene girmeye başladı..artık gündüzleri daha uzun uyuyo..akşamları da daha erken ve uzun sürelerle uyuyo..beslenmesi bile düzene girdi, artık doyduğunu biliyo..
çalışan annelerin en büyük endişesi ilklerini kaçırmak..ilk dişi, ilk adımı..bunları ben de kaçıracam büyük ihtimalle..belki de haftasonuna denk gelicek bütün bu ilkler ve kaçırmicam..belki de çalışmıyo olsam da kaçıracaktım çünkü o an çocuğumun yanında olamayabilirdim..falan filan..yani bunları bilemeyiz..
ama bildiğim bazı şeyler var..evet ilk dişini ben görmicem belki ama o diş ilk benim mememi ısıracak! :) evet ilk adımını ben göremicem ama o adımlarla kapıya gelip beni karşılayacak! belki ilk anne deyişini bile duyamicam ama ömrü boyunca sadece bana anne diye seslenecek! sonra büyücek ilkler çoğalacak..ilk aşk, ilk hayalkırıklığı, ilk araba sürüşü, ilk birini öpüşü, kendi kendine ilk giyinişi..daha bi sürü ilkler..hepsini gelip ilk bana anlatacak, biliyorum çünkü ben onun annesiyim aslında bütün ilklerinde yanındayım....
28 Ocak 2014 Salı
işbaşı..
sana işyerinden yazıyorum bilogcan..bugün 3. günüm..sandığımdan daha kolay geçiyor..arin'i çok özlüyorum, eve gider gitmez resmen saldırıyorum ama belli bi düzende evden çıkmak da bana iyi geliyo..bi de arin bana küsmedi bu sefer..sanırım o da anladı bunun "mecburi" bi çıkış olduğunu ^.^
süt iznimi halletmeye çalışıyorum..cuma günleri kullanmak istiyorum..bakalım..öle olurda arin ile 3 tam gün geçiririm süper olur! ^.^
anane evden naklen yayın yapıyo..sürekli resimlerine bakıyorum sıpamın ^.^
yani kısacası işbaşı yapmak korktuğum gibi travmatik olmadı..hatta kendimi daha enerjik falan hissediyorum..şimdilik fena diil yani..
sabimi çoook ama çooook özlüyorum o ayrı.....
süt iznimi halletmeye çalışıyorum..cuma günleri kullanmak istiyorum..bakalım..öle olurda arin ile 3 tam gün geçiririm süper olur! ^.^
anane evden naklen yayın yapıyo..sürekli resimlerine bakıyorum sıpamın ^.^
yani kısacası işbaşı yapmak korktuğum gibi travmatik olmadı..hatta kendimi daha enerjik falan hissediyorum..şimdilik fena diil yani..
sabimi çoook ama çooook özlüyorum o ayrı.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)