Sayfalar

arin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2020 Perşembe

hi guys!

ne kadar uzun süredir yazmamışım...

oysa neler neler oldu..

ağustos ayından bu yana "çalışmayan anne"yim. işi bıraktım. hem de ne bırakma, bildiğin ev hanımıyım, öyle evden falan da bir iş yaptığım yok. baya baya çocuk okula, koca işe, ben de ev işlerine modundayım. keyfim yerinde. maddi ve manevi olarak tam istediğim şekilde bitti kurumsal hayat.

okullar açılana kadar arin ile evdeydik. ilk defa böylesine uzun dipdibe zaman geçirdik kuzumla. şahaneydi. ağustosu hep tatiller ile bitirdik. birbirimize doymak için bir an olsun ayrılmamaya gayret ettik. doyduk mu? evlada doyulur mu? sanırım okulların açılmamasını isteyen tek anne bendim misak-ı milli sınırları dahilinde.

arin ilkokula başladı. ama ne başlama...fırtına gibi. hayatımda ilk defa arin'in yaramazlığı (bu yumuşatılmış bir ifadedir blogcan) şikayetler aldım! eğitim hayatının ilk günü müdürün odasına çekildi yav, daha ne diyeyim..neyse bir şekilde atlattık o günleri ve her şey yoluna girdi.

sabah arin'i evimizin 100 metre ötesindeki okula bırakıyordum ve akşamüzeri de aynı şekilde alıyordum. sitenin bahçesinde oyun vs derken eve giriş, ödev, yemek falan sonra da uyku. inanılmaz bir rutine bağlamıştık. ama kulağımıza çalınan okulla ilgili sorunlar vardı bu arada. haftada bir bir aksiyon, öğretmen isyanları, devrolacak söylentileri...

e sonunda cağnım ülkemizin muhteşem ekonomik politikası ile bizim 6 yaşlar da yüzleşti.

okul iflas etti!

ilk ara tatilin son günü bizi çağırdılar ve okulun kapandığın çocuklarımızın ise başka bir okula nakledildiğini, istersek orada devam edebileceğimizi ya da farklı bir okul bakabileceğimizi ancak ödediğimiz paraların kurtarılmasının pek mümkün olamayacağını (tabii bunu açık ve net değil, satır aralarında söylediler) anlattılar.

zaten sınıf az kişi. veliler oturduk konuştuk, madem öyle hiç olmazsa çocuklar ayrılmasın, okulun naklettiği diğer okula devam etsinler dedik. hem de bir nevi tüm sene için ödediğimiz parayı da bu şekilde amorti edebilecektik.

hoop rutin bozuldu. arin artık servis ile okula gidip gelmeye başladı. sabah çıkış saati 45 dakika daha erken ve akşam geliş saati de yarım saat daha geç artık. ama çocuklar hep beraber yeni okula geçtikleri için hemen alıştılar ve yeni okula bayıldılar.

bütün bu olumsuzluk içinde veli olarak artı haneye yazdığım tek şey, öğretmenin değişmesi. eski okuldaki öğretmenden o kadar memnun değildim ki...yönetimle bile konuşmuştuk bu öğretmenden memnun olmadığımızı. yeni okulda çok şükür iyi bir öğretmenleri oldu.

yeni okulla beraber işin eğitim kısmında acayip bir hızlanma oldu. arin bir anda her şeyi okuyabilmeye başladı. ödevler azaldı, değişik şarkılar ve beceriler öğrenildi, yabancı dil konusunda geri bildirim alabilmeye başladık. okul konusunda kafamızda hala soru işaretleri olsa da, öğretmeni sevdiğimiz için daha olumlu bakabiliyoruz.

anlatınca kısacık bir yazı oldu ama yaşarken çok acayip bir 4 - 5 aydı ağustostan bu yana yaşadıklarımız.

benim için her zaman önemli olan arin'in keyfi. onun keyfi yerinde. sevdiği arkadaşları, öğretmeni var. artık rutine girmiş bir ev ve okul hayatı var. öte yandan bir de yüzme takımına girdi, okuldışı bir sosyal çevresi var ve hobi olarak başladığı bir işi profesyonele geçirmeye başladı, bir de bunun getirdiği / getireceği gelişimleri, kazanımları var.

o hep mutlu olsun da kalan her şey hallolur nasılsa...

7 Kasım 2018 Çarşamba

düdük 5 yaşında!

balböceğim, canımın icci, kuzum, dünyam 11 ekim'de 5 yaşına girdi.


5 senede gülmediği tek bir gün olmadı çok şükür. ağladığı günler de oldu. sevindiği günler, kızdığı günler, tutturduğu günler, keyifli olduğu günler, sağlıklı olduğu günler, ateşlendiği günler, şartları zorladığı günler, laftan anlamadığı günler...


kocaman oldu. anaokulu hazırlık sınıfında artık. seneye ilkokul.


büyüyor, sağlıkla neşeyle büyüyor çok şükür.


canım benim güzel kuzum tatlı kuşum iyi ki varsın. seni çok seviyorum...birlikte geçireceğimiz uzun yıllar için o kadar heyecanlıyım ki...



16 Ağustos 2018 Perşembe

yüzyılın trollü

arin'e bu yaz bir şeyler oldu. yani gerçekten bu yaz iyice büyüdüğünü idrak ediyorum. adamakıllı konuşuyor, ne istediğini biliyor, kendine has huyları var. daha düne kadar suya bu diyen adam oturup bizimle sohbet ediyor. çok değişik, çok güzel...


geçenlerde benim doğumgünümdü. internetten bir çanta sipariş etmiştim, tesadüfen doğumgünümde geldi çanta. akşam babası ile bana süpriz (!) pasta kestiler. sonra da gitmiş içeriden çantayı almış diyor ki "anne sen çanta seviyosun ya, biz babamla mağazaları gezdik çok dolaştık sana bu çantayı aldık" ahahahahaa!!!!!!! oğlum allah ileride senin sevgiline, eşine sabır versin! bire bin katarak anlatma?! atma ziyaaa! :)


dışarıda bir yerde biz kahve içiyorduk, arinço da kendi kendine takılıyordu. sonra birden masaya geldi "baba sen oturuyorsun, biz annemle gidiyoruz" dedi. nereye be dedim direkt. "anne kakam geldi, tuvalete gitcez! herkesin önünde beni bağırtıyorsun!" diye fırçaladı. yaa asdaasfas büyüdü de kakam geldi diye sesli söyleyemiyor :p


geçen salonda pervane çalışıyor. "anne bak" dedi tavanı gösterdi, ışık oyunları var tavanda. ben hemen "a dur bakim bilekliğimden oluyo galiba, ay yok saatimden" falan diye elimi kolumu dansöz gibi kıvırıyorum. "anne tervane*den oluyor baksana ışıklar da onun gibi dönüyor" dedi. arkadaşlar, "erkek çocukları zekasını annelerinden alırmış" tezini çürüttüysek dağılabiliriz :/


sanırım bu yüzyılın trollünü ben büyütüyorum.

7 Şubat 2018 Çarşamba

mucize

hani bir oyun var ya, kartları ters çevirip koyuyorsun sonra aynılarını bulmaya çalışyorsun..heh işte "aynısını bulmaca" oynuyoruz bu aralar arin ile. çok seviyor ve hepimizi yeniyor :) dün yine oynadık. bitince "dur sayacaz" dedi. ben saydım sonra o saymaya başladı ve fark ettim ki benim oğlum baya baya sayıyor :)


ben arin'i öğrendiğimde şok geçirdim. her kontrolde doktor oluşan yeni bir uzvunu gösterdi, şaşırdım. doğsun da neye benziyor görelim artık diye sabırsızlandım. emzirirken öyle tatlı olurdu ki, o kadar masum dururdu ki "Allah'ım bana bu hallerini unutturma" diye dualar ettim hep. "çabuk büyüyor bu günlerin kıymetini bil" dediler, bir öptüysem bin öptüm, bir sardıysam bin sardım. ağladı, mızırdandı, keyifsizleşti. diş dedik, gaz dedik..tahmin tahmin.."ah" dedim "konuşsa da derdini söylese"..


büyüdü. derdini söylüyor, memnuniyetini söylüyor. mutluyum diyor, küsüyor, şakalaşıyor, daha dün mama sandalyesinde püreler yedirdiğim bebek bize yemekte eşlik ediyor..


ultrasonda görünen o fasulye dün topladığı 28 tane kartı saydı, galibiyetine sevindi..hayran kaldım ben bu mucizeye....

12 Ocak 2018 Cuma

sevdiğim


pazar günü boş bulunup arin'e en sevdiği arkadaşının ateşlendiğini ve okula gelemeyeceğini söyledim. üzüldü, hem de çok..sonra gitti doktor setini aldı, ve bana "anne ata'nın annesine mesaj yazar mısın yarın okula gelsin, ben ona bakarım" dedi..merhametini sevdiğim..






haftasonu harika kanatlar'ın bir bölümünü izledik. dubai'ye gittiler. "şükran, teşekkür ederim demek" falan gibi bir şey söyledi jett. ertesi gün harika kanat oyuncaklarıyla oynarken "anne ispakya'ya mı gitmişlerdi? hani şükrü olan bölümde?" dedi. uydurmasını sevdiğim..




oyuncakçıya gittik. sadece bakacam diye söz verdi ama tabii ki "tavuğun dötüne çocuğun sözüne güven" olmaz kuralımız burada da bozulmadı ve beğendiği bir oyuncak için tutturmaya başladı. almadım. eve gelene kadar "istiyorummm" diye mıyır mıyır mızırdandı. inadını sevdiğim..




semizotu salatasını yeşil makarna, fırında karnabaharı fırın makarna diye yedirdik. bayılarak da yedi. saflığını sevdiğim..




geçen haftasonu uyandı, beni yanına çağırdı. yatakta sarıldı, "seni çok seviyorum, seni bugün hiç üzmicem annecim" dedi. masumiyetini sevdiğim..


aklına estikçe saymaya başlıyor. 10 ve 20 arası çok iyi gidiyor, sonrası şöyle: 11-12-..18-19-yirmion! 30lar 40lar 50ler hepsi 30-10, 40-10, 50-10. zekasını sevdiğim..







1 Kasım 2017 Çarşamba

zamansal sayıklamalar..

arin çok uzun süredir kreşe gidiyor biliyorsunuz. önce günde 2 saat oyun grubu, sonra yarım gün sonra da tam gün gitmeye başladı. henüz 24 saat çakacak bir kreş bulamadığımız için tam gün gitmeye devam ediyor :p


neyse..


ilk zamanlar ağlama falan oldu tabii ufak tefek ama hiç "gitmicem krizleri" ya da başka majör problemler yaşamadık kreşle ilgili. e bir de üçümüz aynı anda evden çıkıyorduk, sanırım arin'e doğal geliyordu o yüzden. zaten hiç arkamızdan ağlayan bi bebek de olmadı.


ben avrupa yakasında çalışırken, çalıştığım şirketin anadolu yakasındaki fabrikasına geçiş yaptım 1 sene kadar önce. tabii düzenimiz değişti. artık ben, hem aras hem de arin uyurken evden çıkıyorum, çünkü mesai saatlerim de değişti. arin'i babası okula bırakıyor, ben akşam alıyorum. düzen bu..


ama şu lanet istanbul trafiği beni mi takip ediyor ne halt ediyorsa yine buldu beni! ya daha önce kıta değiştiriyordum, köprü trafiği çekiyordum, geç geliyordum. evim ve işim aynı kıtada oldu, şimdi de saçma bir e5 trafiği başladı! ve bu trafik hemen hemen 2 aydır öyle bir arttı ki benim servisten iniş saatim neredeyse 20 dk kadar attı! şaka gibi..


bu durumda arin okulda son kalan çocuk oluyor. okul akşam 7ye kadar açık ve ben yediye çeyrek kala falan alabiliyorum arin'i. tabii bütün çocuklar çıkmış oluyor. zaten annesi çalışan çok az çocuk var okulda..sabah da 8e doğru bırakıyor babası, yani çook uzun bir süre okulda oluyor. son zamanlarda "yarın okul var mı?" diye sormaya başladı. var dediğimizde pek ses etmiyordu ama bir kaç kere "ya of siz de hep var diyorsunuz" diyor. sonra cumaları "yarın haftasonu arincim" dediğimde aşırı seviniyor. ama öte yandan okulda çok eğleniyor ve okulu sevdiğini de söylüyor. ama sanki sıkıldı. ya da süre gerçekten çok uzun..başka bir çaremiz de yok ki..


okulu el değiştirdi ve on numara oldu bu değişiklik. arin de baya motive bu konuda. daha önce epey şikayetçi olduğumuz konular vardı, ancak şimdi tam bizim istediğimiz gibi bir çizgiye geldi. yani hala şikayetçi olsaydık ve ben arin'in okulunu değiştirme konusunda kararlı olsaydım valla fabrikanın olduğu ilçeye taşınırdım ve eve daha erken gelirdim. ama şimdi okul konusu elimi kolumu bağlıyor, çünkü alıştı, çünkü arkadaşlarını seviyor, çünkü öğretmenlerini seviyor, çünkü çünkü çünkü..


ben aslında bütün bu "zamansal" sorunları beynimin gerilerine atmıştım ama arin geçen akşam onu okuldan aldığımda eve yürüyene kadar "lütfen beni en son alma anne" diye ağladı. kafam allak bullak..ertesi gün de sona kalmıştı ve sorun etmedi ama o akşam etti..ve şu an tek düşündüğüm her akşam yarı loş bir okulda tek başına öğretmeniyle boynu bükük bir şekilde beni beklediği..off......


lütfen bırak işi evde otur demeyin, zira asıl sorun benim çalışmam değil, dolasıyla çözüm de bu değil..

8 Eylül 2017 Cuma

"her şekilde" çocuklu tatil

arin ile bu yaz hem her şey dahil, hem butik otel gezmece görmeceli hem de anane - dede yazlık evli tatil yaptık.


yani her şeyi bir yaz içinde deneyimledim. artık bu konuda en çok bana soracaksınız ahahaha..


yaz başında her şey dahil konseptli bir tatil yaptık. geçen yaz gittiğimiz otele gittik, risk almak istemedik hem çok rahat etmiştik hem de bu sefer arkadaşlarımız da yanımızda olacaktı ve onların da 3.5 yaşında bir oğulları vardı. bildiğin yer en iyisidir böyle bir durumda..


aynı yere gittiğimiz için arinço yabancılık çekmedi ve en güzeli de animasyon ekibi değişmemişti zira geçen sene kids cluptan sorumlu ablayı arin de biz de çok sevmiştik. valla o kız her eve lazım, ben bu kadar çok çocukları seven başka bir insan görmedim!


sanırım tatillerde rahat etmemi arin'e kolluklarıyla tek başına havuza atlama ve merdivenlerden çıkma özgüvenini vermeme borçluyum. havuza atladı ve çıktı, atladı ve çıktı, diğer havuza koştu atladı ve çıktı sonra biraz yüzdü ve en son kaydırağı keşfetti! kaydırak bence 10 yaş ve üzeri çocukların ve yetişkinlerin kayması için uygundu, uzun sayılırdı ve havuza yumuşak bir inişi yoktu. beraber kaç kere o kaydıraktan kaydık ben sayısını bilmiyorum. ama fena eğlendik.


öğlen uykusu mutlaka uyudu çünkü sabahın köründen itibaren havuzdaydık ve çok yoruluyordu. denize giremedik maalesef çünkü çok dalgalıydı ve su ısınmamıştı henüz, arin pek hoşlanmadı. e bi de bütün eğlence havuzun etrafındaydı..


akşam yemeğinden sonra illa mini discoya katıldı. bu sefer dans etti, geçen sene kenarda oturup izlemişti..dans etti etmesine ama tek bir şartla: benimle birlikte! evet arkadaşlar mini discoda çocuklardan bile daha çok eğlenerek dans eden o koca dana bendim! ve bence "aram zam zam" çok başarılı bir şarkı! yazın hiti!


yani işte her şey dahil..değişik ne olabilir ki..her gün bir öncekinin aynısı..sabah kalk, kahvaltıya git, havuza git, öğlen yemeğe git, havuza git, odaya git, yıkan paklan akşam yemeğe git, mini discoda hopla, çocuğu uyut, çocuk pusette bara geri dön, keyif içkini iç..bence gayet iyiydi. ve bence biz arin ile tatillerde bir başka uyumlu ve eğlenceli oluyoruz :)






kurban bayramı tatili başlamadan bir de muğla / dalyan'a gittik. bizim aras ile daha önce iki kere daha kaldığımız bir butik otele. otelde müzik ya da açık büfe gibi, arin'in önceki tatillerinden alışık olduğu şeyler olmadığı için biraz tedirgindim. ama yine de zorluk çekmedik. bu sefer farklı olarak arin'in babannesi de bizimleydi ve bizim yan odamızda kaldılar. bunu da sorun etmedi. havuz yoktu, denize gitmek için ya arabaya ya da tekneye binmemiz gerekiyordu. sadece ilk bir kaç gün akşam yemeğinden sonra "anne hadi dans edelim!" diye tutturdu :) alışkanlık..






iztuzu plajına ve sarıgerme plajına gittik. acayip dalgalıydı su, hatta can kurtaran bir ara düdük çalış milleti sudan çıkarmaya falan çalıştı iztuzu'nda. ama arinço dalgalardan hiç ürkmedi, üstlerine falan atladı. çok komikti, dalga geliyor bizimki üstüne atlıyor dalga bunu 3 metre götürüyo 5 metre getiriyo falan. aras ile benim de korkmamamız arin'e cesaret verdi bence.




sonra, toparlar şelalesi diye bir yere gittik. otoyoldan sağa saptık, toprak bir yola geçtik ve yolun bir yerlerinde bırakılmış arabalar bulduk ve biz de arabayı bıraktık. bundan sonrasına katırlarla devam edecez..edemedik. ortada katır dahi yok. başladık dağ tepe yürümeye. arin'in gıkı çıkmadı! bir 20-25 dk yürüdükten sonra şelaleye ulaştık. kayalardan aşağıya inerek şelaleye ulaştık. havuz gibiydi şelalenin aktığı yer. bir de tahminimizden kalabalıktı. insanlar nevalesini alıp gelmişler, tecrübeliler demek. baya yüzdü arin orada da, buzz gibi suda.


bir başka gün de yuvarlakçay diye bir yere gittik. biz geçen gelişlerimizde de gitmiştik ve çok beğenmiştik. restoranlar var sıra sıra, biz en tepedekine gidiyoruz hep. on numara yemek ve fazla oksijenden bayılış! restoran suların üzerine kurulu, buz gibi dağlardan inen kar suyu ve üstlerinde salıncaklar falan var. ayağımı soktum, yetti valla. :) park da yapmışlar, bizimki parktan çıkmadı, biz de parkın yakınındaki bir sedire (sedir şeklinde yer sofrasında yiyorsunuz) oturduk, çok keyifliydi.


yuvarlakçay




başka bir gün de sarsala koyu'na gittik. nasıl bir yolu var anlatamam.."ohaa manzaraya bak!" diyerek çıktığım yola, keskin virajlı, korunaksız ve dar dağ yolu yüzünden koltuğa mıhlanmış şekilde "Allah'ım nolur bitsin!" diye dualar ederek devam ettim. koya varır varmaz da tüm ekibe "iyice tadını çıkarın buranın, bir daha tekne olmazsa hayyatta gelmem" dedim! koy muhteşem deniz gayet iyi..dalga yoktu, arin'i daha rahat saldık ortama. ama manzara iyiydi hakikaten..


bir de göcek koylarında tekne turu yaptık. henüz arin'e hamileyken yüzmüştüm o koylarda ve arin de yüzsün diye dilemiştim hep. anlatmaya gerek var mı? baya iyiydi..arin'e koydan koya geçeceğimizi anlatmak biraz zor oldu ama sorun çıkarmadı. en çok bedri rahmi koyu'nu göstermek istiyordum, ama uyuyakalmıştı o koya vardığımızda, kısmet..ama ne yüzdük....


aa bi de azmak'a gittik, orada da nehir üzerinde tekne turu yaptık. arin yüzemeyeceğine bozuldu, ben de! yüzmeli turlar sabahtan oluyormuş :/


öğle ve akşamları uyuması için hiç baskı yapmadık. öğlenleri ordan oraya transfer olurken arabada, teknede falan uyudu. akşamları da genelde 10:30'da falan uykusu geldi, ama dediğim gibi uyku saati falan diye darlamadık. kafasına göre takıldı. dönünce düzeni falan da bozulmadı çok şükür..






sanırım blog tarihimin en uzun yazısını yazıyorum ama bodrum'u da anlatayım bir nefeste de başlık eksik kalmasın hiç olmazsa :)


3 gün de bodrum/gümüşlük'e devam ettik biz tatile, aras ve annesi istanbul'a döndü bizi bırakıp. benim annemler gümüşlük'te yaşıyorlar. yani ev tatiliydi bu sefer ki..geçen seferker zorlanmıştım bu tarz tatilde çünkü arin'i oyalayamıyordum. ancak bu sefer büyüdüğünden mi ne, gayet rahat geçti. gümüşlük'ten pek çıkmadık çünkü bodrum mahşer yeri gibiydi. ancak deniz kötü diye akyarlar'a gittik denize ve çook güzeldi..a bir de arin oyuncak diye tutturduğu için turgut reis marina'ya gittik ve ben günler sonra medeniyet gördüm! (beyaz yakalı dramı; medeniyet = avm!)


gümüşlük




bu üç türlü tatilden hangisi tercih ederim derseniz. çocuk büyüdüğü için üçü de keyifli, bence uyum açısından hiç bir sorun yok. her şey dahil rahat çünkü tek bir yerdesiniz ve her şey elinizin altında. oradan oraya transfer yok, günler rutin. butik otel, gezmece görmeceli tatilde gezip görmek güzel, biraz daha yorucu ama eğlenceli ve ufuk açıcı. çocuğunuz uyumluysa on numara bence. ev tatili ise rahat, neticede ev ortamı, yayıl yayılabildiğin kadar. e bir de nazınızın geçtiği insanlar varsa süper.


aslında şunu fark ettim. çocuk açısından hiç bir farkı yok hepsinin! çocuk sadece eğlenmesine ve günde kaç top dondurma yiyebileceğine bakıyor! yani siz keyif aldığınız sürece ve çocuğunuzun " çocuk" olduğunun, arada mızırdanabileceğinin, rutinlerinin değişebileceğinin farkında olduğunuz sürece no problem! çoğunluğun aksine tatilde erken kalkmak beni rahatsız etmez, şuursuzca dondurma yiyebilirim ve denizden ve havuzdan çıkmak istemem, tıpkı arin gibi :) o yüzden biz tatilde hiç de fena bir ekip olmuyoruz. :)

17 Temmuz 2017 Pazartesi

zorlama yazı 💨

epey ara vermişim yazmaya..son zamanlarda neler yaptık?


tatile gittik geldik. arin ile tatil çok keyifli ve çok rahat oluyor, valla ciddiyim. nazar değdirenlerin berbat geçecek tatili dahi olmasın! 😈


bu sefer arkadaşlarımızla gittik. iki adet 3,5 yaş oğlan çocukuyla. valla iyiydi ya, çabuk bitti. çocuklar ne yolda ne tatilde sorun çıkardı, keyifliydi :)


valla bilogcan farkında mısın bilmem ama resmen zorluyorum kendimi tatili yazmakta. yani ne olmuş olabilir ki? yedik içtik kaydıraktan kaydık havuza girdik yattık uyuduk uyandık aynı döngü x7 gün işte..çocuğum da büyüdü, öyle tavsiye falan da veremicem. ayrıca on numara beş yıldız bir oğlum olduğundan yolda çocuk oyalama taktikleri falan da veremicem. uzun yolda dinleniyorum ben, o kadar söyleyeyim. (kıçınızı falan kaşıyın da nazar değmesin!)


geri kalan her şey rutin. biz işe arin okula...


a bu arada, arin yüzme işini iyice kıvırdı aslında. hatta kendini kolluksuz havuza attı. çığlık kıyamet koştum havuza, aa bi baktım suyun yüzünde köpeklemeye bağlamış. kenardan kollarımı uzattım tut elimi dedim, yüzdü. ama kollukları kendi iradesiyle çıkarmayı istemiyor hala :)


ya bi de babasıyla bir oldular bana koca kafalı diyorlar. bana bana biricik pelinlerine! hayır kafam kocaman değil, arin'e komik geliyor bana öyle demek! eşşek kafalı nolcak?!


öptüm!

25 Mayıs 2017 Perşembe

manyaklık..

arin'i çok özlüyorum bu aralar. durmadan yani, sürekli yan yana olsak istiyorum. mesela arin olmadan bir yerlere gidesim yok, 24 saati onunla geçiresim var hep. nisan ayında işten bir hafta izin almıştım ve sürekli beraberdik, hatta aras iki gün iş gezisindeydi, tam anlamıyla başbaşa da kaldık ama yok, yetmedi sanki...Allah ayırmasın, ne diyeyim, amin..


bebekliğini düşünüyorum bazen. sanki o günler hiç geçmemiş gibi..olmamış gibi yani. şu anki hali kanlı canlı bu kadar karşımdayken öncesini hatırlamak öyle zor geliyor ki...


geçenlerde bir arkadaşım bebeğinin diş çıkardığını ve huzursuzlaştığını söyledi. biz hiç arin'in diş çıkardığını anlamadık. ilk dişini kaşık çarpınca bir de beni emerken ısırınca anladık, sonrakileri hep doktor kontrolünde öğrendik. ateş falan da olmadı pek, ya da ben hatırlamıyorum, ama zorlayan bir durum olmadı..çok şükür. sanırım artık dişler tamamlanmıştır..ön dişlerinin arası ayrık, şanslı - kısmetli olur diyorlar, ahh, inşallah..


bu arada tuvalet eğitimsizliği meselesi çözüldü. bitti yani, bez gitti..çok şükür :) öyle pek kaza da yok, valla zor oldu ama tam oldu sanki..tahtalara vurun kıçınızı kaşıyın :)


okula tek bir oyuncak götürme hakkı var. şimşek mcqueen'leri var ve bunlardan dördünü takım etti kendine, katiyen ayırmıyor...dedik oğlum bi tanesini götürebilirsin, "tamam" dedi tabii ne diyecek. ama ne demiş atalarımız "tavuğun dötüne çocuğun sözüne güven olmaz!" ertesi sabah babasıyla okula gitmeden önce "hepsini götürcem" diye diretmiş. babası da "bir tanesi" demiş. neyse, bir süre inatlaştıktan sonra kırmızı olanı babasına vermiş çantaya koyması için. sonra aras bir bakmış diğerleri ceplerinde! suya götürüp susuz getirecek aklınca, eşşek sıpası!


ay ne anlatıyodum bilogcan? işyerinde blog bu kadar yazılıyor işte, araya milyor tane şey girdi ben unuttum anlatacağımı da...


neticede arin çok tatlı. bazen bakıyorum, biz mi yaptık len bunu diyorum :) hele karşımda kanımla canımla beslediğim bu kadar güzel bir varlık görünce, benden böyle bir şey çıktı benim kesin müritlerim olmalı diyorum!


annelik manyaklıkmış, anne olunca anladım....

19 Nisan 2017 Çarşamba

bu aralar....

ohoo baya olmuş yazmayalı sanki...


arin'e yine yeni yeniden tuvalet eğitimi veriyoruz. ya bu işin başka adı yok mu?! ailecek amonyak kokusundan kafamız güzel geziyoruz bir süredir. bir gelişme var mı? yok gibi, var gibi...kakasını tuvalete yaptı bir kaç kere. sanırım çişten önce kakayı hallederek tuvalet eğitimi işinde çığır açacağız. çişini ise altına yapıyor. okulda ve dışarda yapmıyor. okulda yapmaması büyük sorun çünkü tutuyor. sanırım strese girdi bu konuda. neyse darlandım bu konudan...


çok güzel gider yapıyor. "of anne tamam sus!" bayılıyor istemediği konu konuşulduğunda bu cümleyi kurmaya! :s


geçen gün uçağı ile oynuyordu. diyalog aynen şu:


+ hadi jett oynayalım
- tamam oynayalım (burada sesini değiştiriyor)
bir kaç uçak efekti sonrasında,
+ hadi jett oynayalım
- oynuyoruz ya işte! (sinirli)


ahaha harika monolog! :d


14 nisan 2017 günü ilk defa sinemaya gitti. şirinler filmine. 3 boyutluydu film o yüzden ya korkarsa diye korktum ancak baya ilgiyle izledi. son 20 dakikası falandı karanlıkta uykusu geldi, çıktık. ama 3d gözlükleri yaklaşık üç gün boyunca biz artık yeter diyip saklayana kadar çıkarmadı! adamın mantığı ya hep ya hiç!


geçen hafta full izinliydim. yani o meşhuuur "çalışmayan anne yoktur evde çalışan anne vardır!" argümanını deneyimleme fırsatım oldu. çalışmayan anne vardır, çalışan anne izin alınca çocuğunun huyu değişir, okullu okuluna işli işine arkadaş! ayrıca evde farklı bir iş de yapmadım ve gündüz vakti koltukta beş dakikalığına bile olsa ayaklarını uzatmak şahane bir şeymiş, kıymetini bilin. ayrıca inanın çalışanlar kadar (kadın/erkek fark etmiyor) yorulmuyorsunuz. neyse, bu konuda toparlayıp bir şeyler yazasım var zaten, uzatmayayım...


aslında her gün arin ile ilgili kaydadeğer bin tane şey oluyor. normal insanlara sıradan gelen bize muhteşem gelen bin tane şey. insanın çocuğuyla sohbet etmesi ne şahane bir şeymiş...her ne kadar "off anne sus tamam!" dese de muhteşemmiş! kimse benim ağzımı bu muhteşemlikte kapatmamıştı bugüne kadar :p


bu yazıyı bir gün arin okursa, bundan sonrası onun için...


arin'im canparçam..sen bir cumhuriyet çocuğusun! atatürk çocuğusun! iktidarlar, başkanlar gelir gider, hatta ülkeler parçalanır gider ama bu gerçek değişmez! ilerde sen bu blogu okurken buralar ne halde olur bilemem. ama şunu bil ki; sen, dünyanın en zeki, en güçlü ve en "insan" devrimcisi tarafından kurulmuş bir ülkede doğdun!


ben ne zaman umutsuzluğa düşsem, senin baktığın yöne bakıyorum oğlum...iyi ki varsın..seni çok seviyorum!

30 Aralık 2016 Cuma

muhasebe


2016'nın bir muhasebesini yapayım dedim, ı-ıh olmadı. o kadar çok acı var ki 2016'da mutluluklarımı anlatasım gelmedi, mutsuzluklarımı da sıralayıp iyice darlanasım da yok...


neyse bitiyor...


2017 şanslı bir yıl olsun hepimiz için. sağlıklı, mutlu, huzurlu, barış dolu bir yıl olsun. inşallah...


geçen sene yeni yıla girerken arin uyuyordu, babasıyla gidip öpüp koklaşmıştık tam onikide...bu yıl da uyur diye umuyorum...2016 ile ilgili en canlı anım, mutluluğum o andı...


bir tek bunun muhasebesini yapabiliyorum...


geçen sene arin beşiğinde uyuyordu biz onu öptüğümüzde, bu sene ise tek kişilik yatağında, yanında parmaklıkları olmayan yatağında uyuyor olacak biz onu öpüp koklarken...


oğlum büyüyor. sağlıkla, huzurla, mutlulukla büyüsün...hepimizin çocukları güzel yıllarda sağlıkla büyüsün...


benim başka bir dileğim yok...


iyi seneler hepimize...

17 Ekim 2016 Pazartesi

düdük 3 yaşında!

ben inanamıyorum..ne çabuk büyüyor yaa! üç yaşında..tam üç yaşında oldu..daha niceleri olsun, sağlıkla, mutlulukla, huzurla..güzel çocuğum benim..


üç yaşında, yüzbir cm, onyedi kilo üçyüz gram..dünyada kapladığı yer bu kadar..benimse, bütün dünyam o kadar..


önce babannesinde ufak bir kutlama yaptık, sonra da tam doğumgününde okulunda kutladık..çok mutlu, çok eğlenceli geçti :)


güzel çocuğum, tatlı yavrum benim..bal gibi, şeker gibi, pekmez gibi tatlı bir ömrün olsun..ömrün de senin kadar güzel olsun..hayat sana hep cömert davransın..uzun sağlıklı bir ömrün olsun..canımsın sen benim, herşeyimsin..çok ama çooook seviyorum seni! dünyalar kadar çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok! bitanem..



22 Eylül 2016 Perşembe

uçtu uçtu arin uçtu!


ya bu sonbahar beni mahvetti. bir sersemlik, bir kafamı kaldırmama, bir bıraksan saatlerce uyuma isteği...mmmmhh evet bir bıraksalar ne uyurum ama...oolum alt tarafı bir ay bitti yenisi başladı, ne bu afra tafra? sen hayırdır pelin?!


tabii havaların bir anda soğuması da tuz biber ekti bu atalet durumuna...ben ki kolay kolay üşümem, hemen sıcaklarım, kışın tişörtle yatmaya devam ederim, asla kazak + gömlek kombinasyonu yapamam (gömlek kolsuz yazlıksa belki yaparım), çizme giyince darlanırım, tişörtle uludağda kayak yapmışlığım vardır (bkz. hashtag türkiye'nin zengin çocookları :p) ama şu mevsim geçişlerinde çılgın gibi üşüyorum arkadaş. vatdıfak?! bu nasıl bünye? oolum daha on gün önce bodrumda kızgın kumlardan serin sulara atlıyordum (bkz. hashtag türkiyenin zengin anaları :p) şimdi üzerimde mont olmadan sokağa çıkamıyorum ki bodrum da hala kızgın kumlardan serin sulara atlıyorlarmış, sanırım türkiyenin yanlış coğrafi bölgesinde barınmanın cezasını çekiyorum...


arin, bodrum'a giderken ilk defa uçağa bindi. (arin deyince bir sıcaklık geldi bana, kuzumm ^.^ ). ben uçakta gerilirim, korkmam ama o kalkış zamanı bi gerilirim işte. neyse...şimdi çocoom yanımda, babası da yok, yalnızız ya Allah'ım bende ne senaryolar. hostes der, gaz maskesi önce kendinize sonra çocuğunuza, ben derim "hade len önce çocuma hep çocuma, alsın benimkini de alsın, bütün oksijenler onun olsun" (içimden). tabii bu arada önceden havalimanında çalışmış olmanın etkisiyle gördüğüm her haltı anlattım.


+ bak annecim şimdi abla valizimizi alcak, banta koycak valiz şuta gitcek
- annnneee hadi şuuuuut ve goool oynayalım!


- bak oğlum körükten uçağa geçiyoruz şimdi
+ aaa anne tünneeeel kaaaannnlık ooooduu!


+ bak bebeğim şimdi push back yapıyorlar
- anneee meymeee suyuuu!


yani çocuğa bi sürü anlamayacağı teknik şeyleri açıkladıktan sonra uçak piste çıktı, motorları kökledi, ayakları yerden kesti ve o andan itibaren arin'in öğrenmiş olacağı tek şey kevser'den başlayıp subhaneke'ye uzanan dualardı!


önce kemerini takmak istemedi, baak ama kırmızı ve çok şeker diye diye taktırdım ve bir daha da çıkarttırmadım, çünkü çıkarttırırsam bi daha takmayabilirdi ve bence zaten uçaktayken arabadaki gibi sürekli takmalı kalkmadığı sürece (kamuspotu). giderken şahaneydi, hiç zorluk çıkarmadı, şeker, meyvesuyu, oyuncak falan derken yol da bitti (alt tarafı bi saat uçtuk ayol, sanki transatlantiği geçtik, ne anlattım!)


ama dönüş..ah o dönüş...dostlar dönüşte gerilemedim bile, o kadar zorlu bir dönüştü...


kemeri yine zar zor bağladım...su istedi, çikolata istedi, mavi arabasını 1844564845654 kere kaybedip, buldu ve o acıklı an geldi; kalkmak istedi! ve kemeri çözmeyi başardı. koltukların altından sürünmek suretiyle ön ve arka sıralara gitmeye kalktı, koridorda dolaşmak istedi, yere oturup koltuğunu araba parkı yaptı...ay şiştim valla anlatırken...ve bütün bunlar oluyorken inişe geçmeye başladık. oolum gel kemerini tak otur diyorum yok diyor. yahu iniş sıkıntılı mesele, türbülans olabilir, kaptan sert iniş yapabilir, yararsın kafayı gözü diye içim içimi yiyor. kucağıma oturmak istedi sonra, hostes de (biliyorum arkadaşlar kabin memurusunuz siz, erkekleriniz de steward hatta host diil) ek kemer getirdi, bebek gibi bağladım kucağıma öyle indik ve gerçekten tak diye tekeri vurarak, sarsılarak indik. yani oturmasa kesin kafayı falan bi yere vurmuştu...


çok cooldu ama oğlum sanki 447545235685. uçağa binişiymiş gibiydi. bak bulutlara diyorum, ee bulut diyor. baş aşağıda arabalar var diyorum, hee arabaa diyor. uçaktan inince bak bunun içindeydik diyorum, soo what? bakışı atıyor.


arkadaş ben her konuda heyecanlı bir insanımdır. çok çabuk durumları abartabilir, uçuk hayaller kurabilirim bu durumlarla ilgili. bu çocuğun coolluğu kime çekmiş?! kimin geni bu?! çıksın ortaya!



5 Eylül 2016 Pazartesi

tutalete yapamağğğmmm!

ay bilogcan arin bezi bırakmıyor!


önümüzdeki ay 3 yaşında olacak, tam zamanı aslında ama yok, istemiyor. çıkartınca tutuyor çişini, bezi takınca yapıyor. geceleri kuru uyanıyor çoğunlukla ama "tutaleteee" yapamazmış. ev çeşit çeşit lazımlık, adaptör vs. doldu ama beyfendi "tutaletee" yapamazmış.


hazır değil. eninde sonunda öğrenecek biliyorum ve aslında hiiiç ısrarcı değilim ben...öğrenecek nasılsa...


bu aralar evin gündemi bu..hem bir ses vereyim istedim. :)


yalnız ısrar etmiyorum tamam ama, ayda 3 paket bez alıyoruz, o biraz koyuyor be!

20 Temmuz 2016 Çarşamba

arin bu aralar..

arin bu aralar pek komikleşti. konuşmaya başladı ya eni konu, tadından yenmiyor.


geçen akşam uyuturken döndüm elini tuttum "elimi tutma" diye çok düzgün bir şekilde çemkirdi.


dün banyo yaptırırken şampuan faslından nefret etti, "naposun ya naposun? kulaklalıma naposun?" diye çığrındı :)


geçenlerde gözüm mikrop kapmış, sabah bi kalktım açamıyorum. arin'i de aldım doktora gittim. neyse doktor baktı etti, sonra masasına oturdu biz de karşısındaki koltuklara. adam daha ağzını açmadan arin "ellerinize sağlık" dedi çat diye. koptuk :)


evin kapısını açıyorum eve giriyo "hoşbuuduuk" diye. sonra salona geçiyor "neyaba toovizyon" diye selam veriyor.


soku soku baçi baçi diye portekizce bir şarkı var, tatilde öğrendi. sürekli onu dinlemek istiyor.


bir anda kalkıyor ve hepimizi kaldırarak "hadi baasaaat" oynayalım diyor. sonra elele tutuşup dönüyor "baaasaaatalım ustaaa olmus ben saaataalım"


çok tatlı oldu çok..canım benim..


ben napıyorum bu aralar? son zamanlarda pek bir şey yaptığım yok..geçenlerde bir tiyatro izledim, sevmedim oyunu, anlatasım yok o yüzden..ama üzüldüm çok..


o yüzden, ben bu aralar hep arin'in baktığı yöne bakıyorum..



15 Nisan 2016 Cuma

arin bu aralar..

arin konuşuyor yaa! eni konu konuşuyor işte, anlıyorsun ne dediğini :)


geçen gün iş çıkışı parka gittik. küçük bir kız sallanıyordu, salıncaktan inince arin sallanmak istedi. başladım sallamaya ama ufaklık tekrar binmek istedi. nasıl da şeker bir kız çocuğu...gülerek arin'i izliyor, ben de sürekli "arincim bak durunca in salıncaktan kardeş sallansın, küçük o" falan diyorum. arin azıcık mızırdandı ama kızın babannesi mi ananesi mi neyse o da tepemizde bekliyor, gerildim tabii. neyse sallamayı kestim, salıncak durdu arin de mucizevi bir şekilde indi salıncaktan. babası bizi almaya gelince ballandıra ballandıra "baaaak oğlumuz böyle böyle yaptı ama küçücüktü o çocuk, o da akıllı akıllı sırasını bekledi" falan diye anlattım. hani kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla manasında :) arin de durdu "ama ben de küçüğüm" dedi! ay içine oturmuş şapşikin! :) kıyamam bebeğim benim...o da küçük, evet :)


uyumuyor bu aralar. sanırım öğle uykusu fazla ve yeterli geliyor, akşama kadar ne kadar yorsak da uyumuyor. üçümüz beraber yatıyoruz, evet çocuğu olmayana çook romantik gelebilir ailecek aynı yatakta uyumak ama çocuğu olanlar anlamıştır sanırım, nasıl hem çok rahat hem de çok rahatsız bir uyku uyuduğumuzu geceleri :) dün gece bir anda uykusunda "eenerbahçeçe!" (fenerbahçe) diye bağırdı :) sonra "baba baba baba" dedi, sonra "gidelim" dedi. uyurken...kimbilir rüyasında ne görüyordu?! :)


favori kelimelerinden biri "yok". ne sorarsan sor önce "yok" diyor. "susadın mı arin?" "yok!" , "acıktın mı arin?" "yok" ama sofra kurulduğunu görünce masaya bizden önce oturuyor, yani inanmamak lazım :)


akşamları geç yatınca sabahları uyanamıyor tabii. oysa kreşe gitmek için uyanması gerekiyor. her sabah "bak oğlum gece geç yatarsan uyanamazsın böyle. bu gece erken uyu, tamam mı?" diyorum "tamam" diyor. "en geç dokuz buçukta yatakta olcaz, anlaştık mı?" diyorum "aaaalaaaştık!" diyor. akşam olunca zamanında gidiyor mu yatağa? tabii ki hayır. ne demiş atalarımız "tavuğun dötüne çocuğun sözüne güven olmaz!" :)


artık iki yaş krizleri midir nedir bilmem ara ara gelen krizler var...mesela, dışarıda yemek yiyemiyoruz, çünkü oturmuyor. gerçekten hiiiç oturmuyor ve bizi de kaldırmak istiyor. dün mesela dışardalardı, iş çıkışı yanlarına gittim bizimki bostancı meydanında koşturup duruyor, bizi de koşturuyor...bir çocuk daha vardı arin yaşlarında eline vermişler bir su tabancası uslu uslu oturduğu yerde oynuyordu, koşma vs. yok. ama bizimki ortalığı birbirine katıyor! yemek yiyelim eve gitmeden dedik, anında vazgeçtik, çünkü durmayacak, dolanmak isteyecek ve yemek bize zehir olacak. acaba bir çözümü var mı bunun? pusete binmekten de hoşlanmıyor artık, illa yürüyecek.


yarın iki buçuk yaş kontrolü var...ne ara büyüdü bu çocuk?!


çok seviyorum, çook! <3

25 Şubat 2016 Perşembe

ses kayıt cihazı

ohoo epey olmuş yazmayalı bilogcan..


nerden başlasak?!


arin baya baya konuşmaya başladı. ses kayıt cihazı gibi her lafı taklit ediyor. mesela benim sayemde çok güzel "ohaa" ve ".iktir" diyordu geçenlerde, neyse ki unuttu! evet, aynı zamanda balık hafızalı :)


yanında konuşurken oldukça dikkat etmeye çalışıyoruz çünkü cidden hemen kapıyor. bazılarını çok düzgün bazılarını ise kendine özgü bir dilde söylüyor. mesela yukarıda bahsettiğim iki küfürü çok düzgün söylerken "göbek"e "gögek" diyebiliyor :)


salonun ışığını açıp kapatıyor, "akııııç" "kapalı"


şişeleri kapıp getiriyor, "içiiiiym?"


kapaklı birşeyler buluyor, "açıyyym?"


yüksek bi yerlere oturmak istiyor, "otturttuy"


yemek bitiyor, "doooydum!"


topları görüyor, "pooot!"


beni görüyor, "aşııııaaaak!" <3


çok tatlı oldu len konuştukça, iyice ballandı :)


üç gündür eve geldiğimde boyunun eriştiği bir yerime (bacağım, göbeğim falan) muck diye bi sesle dudaklarını değdiriyordu. öptü mü öpmedi mi anlayamıyordum, sonra kucağıma alınca muck diye burnumu öptü! hemen babasına koştum "öpüyooo yaa vallahi öpüyooo öptü beniii!" diye çığırdım, tabii şahit olmadığı için inanmadı. sonra dün akşam yine eve gelince bacağımı öptü, "bak vallahi öpüyo bu çocuk, öğrendi" dedim. aras da kucağına aldı "öp oğlum babayı" dedi şak diye öptü babasının yanağından. şimdi aras ilk onu öptüğünü iddia ediyor, ben de ilk beni :)


çocuk büyütmek ne garip. yıllardır konuşuyoruz, öpüyoruz mesela artık bunları kanıksamışızdır diye düşünüyoruz ama hala bir insanın bütün bunları ilk defa yapışına şaşırıyoruz, seviniyoruz. aslında hayatımız boyunca yaptığımız her şey, geçtiğimiz her aşama ne kadar önemliymiş bilogcan, insan çocuğu başardıkça, yaptıkça anlıyor...

5 Şubat 2016 Cuma

aklımı tutamadım kafatasımdan uçtu uçtu!

gün geçmiyor ki evimizin henüz boyu bir metreyi geçmemiş sakini benim aklımı başımdan almasın!


hee, arin'den bahsederken dünyanın en uzun zincirleme isim tamlamasını kurdum :)


arinovski sabahları yeni bir huy edindi. sabah altı gibi uyanıyor, yatağından inip bizim yatağımıza geliyor ve yaklaşık bir saat kadar da bizimle uyuyor  (kalpkalpkalp)


ben yatağından her inişini parkenin çıtırdaması sebebiyle duyuyordum ancak bu sabah duymamışım. bir uyandım, ballı böreğim gelmiş yatağın yanına, benim elimi tutmuş cici cicii diye seviyor! ay bayılaaazaaam aklıma geldikçe!!!!! (kalpkalponmilyonyüzkerekalp)


şimdi anne olanlar erimiştir zaten ama anne olmayıp da bunu okuyan varsa şöyle tasvir edeyim nası bişi olduğunu:


hani sevgiliniz, içindeki romantik ölmeden önce sizi öpe koklaya uyandırırdı ya sizin de içinizde kelebekler meksika dalgası yapardı hani, heh işte yavrucuklarım o hissi onbişnbeşyüzmilyonsekizonaltımilyarkattrilyon ile falan çarpın yine de aynı hissi yakalayamazsınız, öyyyyle de muhteşem! :)


ya nası seviyorum belli değil! <3

22 Ocak 2016 Cuma

galk!

bu aralar en arinço'nun en favori kelimesi "galk!". emir kipiyle.."anne galk!" "galk hadi!" (çocuk cümle kurmaya başlamış mı oldu şimdi?!)

vallahi abartmıyorum oturtmamacasına "galk" diyor. sürekli sürekli sürekli..hatta bazen o kadar gaza geliyor ki ben ayaktayken bile "galk!" diyor :) bir de elimden tutup çekiştiriyor artık nereye gitmek isterse..

değişik bir oyun anlayışı var sanırım..oturmamacasına oyun..

mesela, mutfağa giriyor kapıyı kapatıyor sonra açtığında ben "noluyo orda?" diye sesleniyorum kahkahalar atıyor. mutfak kapısının karşısında portmanto var, oturma yerine oturuyorum oyun bozuluyor "anne galk!" beni ayağa dikiyor ve ayağa dikileceğim yeri milimetrik olarak hesaplıyor, kıpırdamam yasak :)

evde kırmızı bir plastik arabası var, içine binip ayaklarıyla fred çakmaktaş gibi sürüyor. ona binince rahat ederdik zira bütün evi kendi kendine dolaşıp bize (yok lan ne bizi, bana banaa!) bulaşmadan bir on dakika oyalanırdı..artık yok öyle bir şey. arabaya binmeden önce geliyor "anne galk!" diyor elimi tutuyor, arabasına biniyor ve bir eli elimde diğeri direksiyonda o arabada, ben yanında yürüyerek evi turluyoruz. :)

sonra..bir de içinde eşya, hayvan vb. resimleri olan kitapları var. onlarla da çok oyalanırdı. beraber yere otururduk ben "hadi araba nerde göster" derdim, gösterirdi ama bu da değişti. şimdi benim, BENİM, parmağımı tutuyor, atıyorum, arabanın üzerine koyuyor "mu ne?" diyor, sonra da "abaaba" diye kendi cevaplıyor. beş dakika sonra "anne galk!" artık paşa gönlü nereye gitmek isterse. :)

acayip güzel kendi kendine yemek yemeğe başladı. kaşığa, çatala aldıklarını döküp saçmadan ağzına götürebiliyor, sıvılar da dahil (maşallah). yemeğini yiyor, mama sandalyesinden inmek için beni taciz ediyor, indiriyorum ve hemen "anne galk!" diyor, kendi yemeği bitince benimkinin de bitmesini istiyor.

şimdi "menimmmmm" demeler başladı. eline geçeni bağrına basıyor "meniiiim" diyor :)

ha bir de ben arin'i "annesinin kaymak oğlu", "annesinin tatlı oğlu", "annesinin bilmem ne oğlu" falan diye seviyorum, "annesini ooolu" demeye başladı :)

bana, bir tek BANA aşkım diyor! "aşıaaaaaaak" diyor! BANA DİYOR! AŞKIM DİYOR!

ben de akıl falan kalmadı....üç kuruşluk vardı, onu da bu zibidi aldı! <3


ters ekledim, ama bilmiyorum nası düzeltilir, siz bilgisayarınızı falan çevirin işte fotoğrafa göre, ne bileyim....

18 Aralık 2015 Cuma

mu ne?*

- mu ne?
+  ay bu neee diyo gördün müğğğğğğğ??? ay bi daha de arin!!!!! ay aşkım duydun muuuuuğğğğ? <3

- mu ne?
+ oyyy kurban olayım o dillere! araba yavrucum o araba..

- mu ne?
+ anneeem dillerini yiyiimm! kapı bebeğimmmm benim nası da güzel konuşuyooo! duydunuz muuğğ?!

- mu ne?
+ tabak tatlım..

- mu ne?
+ çatal arincim..

- mu ne?
+ yoğurt oğlum..

- mu ne?
+ saç.

- mu ne?
+ burun.

- mu ne?
+ kalem

- mu ne?
+ göbek.

- mu ne?
+ eşşeeğin z....öhöööm..defter çocuğum!

mu ne ooolum! mu nee! valla "neden" kısmına geçtiğimizde huni takacam!!!!

*mu ne = bu ne?

yalnız arinkuşum o kadar tatlı soruyosun ki aslında mu ne? diye :)