Sayfalar

24 Haziran 2019 Pazartesi

tarihe not olsun...

son 3 aydır evde konuşulan bir konuydu, senin yanında siyaset konuşmamaya ya da haber izlememeye çalışsak da son 3 aydır pek beceremedik ki sen iki adayın da adını ve hangisini desteklediğimizi biliyordun oğlum.


dün sonuçları heyecan içinde beklerken bir anda yapılan "rakibimi tebrik ediyorum" açıklaması babanla bana sevinç çığlığı attırdı ve sen korkup ağladın. ne olduğunu idrak edince de sevincimize ortak oldun..


bu ülkede olanlar yüzünden senden özür dilediğim, içimi döktüğüm bir çok yazı var bu blogda. sanırım gezi'den bu yana ilk defa ülkenin durumu hakkındaki bir yazıyı senden özür dilemeden bitireceğim.


umarım ileride konuşulurken "evet çok zor günler olmuş ama ben 5.5 yaşındayken devran dönmüş" diye anlatırsın bugünleri...


biz kazanmayı unutmuşuz oğlum, tekrar hatırladık. umarım bundan sonrası hep senin kuşağına kazanç yazar...


başkanımın da dediği gibi;


"yolumuz uzun! heyecanımız yüksek! gençliğimiz var!"



19 Şubat 2019 Salı

serzeniş

bu aralar sıkkınım. yani, bilmiyorum..bir şeyler anlatasım var ama..bağırasım var hatta...


kurumsal hayatta tükendim. aynen öyle, doğru yüklem, tükenmek...bıçak gibi kesmek istiyorum ama öte yandan yapamıyorum da...


sabah yediye on kala evden çıkıyorum ve akşam da yediye on kala eve geliyorum. tam on iki saatimi satıyorum ve karşılığı beni tatmin etmiyor, olmuyor. maddi - manevi tatminsizlik...çok fena çok...


geçen sene arin'i okuldan alabiliyordum hiç olmazsa, bu sene o da yok çünkü artık kreşe gitmiyor ve okuldan çıkış saati daha erken. çocuk okula başladı, sınıfı, mobilyaları vs değişti ve ben bir ay sonra görebildim. okuldaki konulara ve olaylara vakıf olma durumunu hiç konuşmayalım.


bir bakıcımız var artık aslında ama sabahları hala üç gün babası okula bırakıyor, çünkü bakıcının da torununu okula bırakması gerekiyor. akşamları genelde bakıcısı alıyor okuldan. gerçi kadıncağız bize mi bakıyor arin'e mi belli değil. yani faydası arin'e değil aslında ev işlerine, dolayısıyla da bana. işe gelmek için masraf yapıyor olmak düz saçmalık geliyor artık.


işyerinde istediğim bir pozisyon var. olmuyor, yapılmıyor. sebep yok, işlerine gelmiyor sanırım. zam? o da pek yok, yani ülkemizin ehonomiysi çoh iyi olduğundan enflasyon oranına erişebilen bir zam beklentimiz yok. yapmam gerekenden fazla iş yapıyorum, almam gerekenden fazla sorumluluk alıyorum. saçmalık.


bir de şöyle bir durum var. ben çalışma konusunda hep nettim. yani işten ya da şirketten şikayet ettiğim olurdu ama çalışmak isterdim hep. arin doğduğunda da kendi isteğim ile döndüm işe, büyütürken de kendi isteğimle çalıştım. ancak artık çalışmak istemiyorum. niye böyle oldu bilmiyorum.


sanırım çok yoruldum, dinlenmek istiyorum. ama yıllık iznim yok, yaza saklamalıyım...

18 Aralık 2018 Salı

yazmam lazım...

yoksa kendi kendime sinir olduğumla kalacağım. o yüzden siz de sinir olun, ya da olmayın benim sinir olmama sinir olun. üff amma abartıyor diyin, haklı diyin, bu kadın da delirdi iyice diyin. bıraksak b.kuyla kavga edecek falan da diyin.


konumuz çalıştığını sanan çalışan anneler!


nasıl oluyor bu?


şöyle;


çalışıyorlar, evet. ortada bir emek var, ayrılan bir zaman var, kazanılan para var, edinilen kariyer var. ama sabah akşam ofise giderek değil...kendi ofisleri var, ofislerine çocuklarını götürebiliyorlar, günü kendilerine göre planlayabiliyorlar, 5 dk erken çıkmak sorun değil, geç gelmek de sorun değil. öğlen eve uğrayabiliyorlar, çocuklarını okuldan alıp okula bırakabiliyorlar, okul etkinliklerine katılabiliyorlar, bebekse ona bir oda dahi kurabiliyorlar.


gerçek çalışan annelik bu değil! çalışan insansınız, üreten insansınız ama çalışan annelik zorluklarından bahsettiğiniz anda benim, kusura bakmayın ama, mabadımla gülesim geliyor.


gerçek çalışan annelik nedir biliyor musunuz?


sabah belli bir saatte ofiste olmak zorunda olmak ve yine akşam belli bir saatten önce çıkamamak demektir, hem de her gün.


emzirme döneminde ofiste süt sağacak yer bulamaman, bulduğunda ise bunu işten kaytarış olarak görenlerle mücadele etmen demektir.


trafik azıcık arttığında memenden taşan sütlerle o otobüs / araba yolculuğunu tamamlamaya çalışman demektir.


haftada bir gün olan süt izninde toplantı koyan müdürüne o gün izinli olduğunu hatırlatman ve trip yemen demektir. süt iznini gündelik, erken çıkma olarak kullanıyorsan, asla tam vaktinde çıkamaman demektir.


çocuk hasta olduğu için izin aldığında "senin çocuk da bir iyileşemiyor yea" "yine mi ateş?" "bırakabileceğin kimse yok mu?" "başka bir doktora mı göstersen?" (ay içim şişti) serzenişlerini dinlemektir.


çocuğunu okula bırakamaman ve okuldan alamaman demektir ve sadece bu iş için ya bakıcı ya da aile büyüğü desteği almak zorunda kalman demektir.


çocuğun okulunda bir etkinlik olduğunda izin almak için kırk takla atman demektir.


çocuğunu hafta içi gördüğün saatleri topladığında bir gün bile etmemesidir.


bütün hayatını, yapmak istediklerini, yapmak zorunda olduklarını ve en kötüsü de çocuğunu bir haftasonuna sıkıştırmak demektir.


daha da yazarım aslında ama yazdıkça da sinirim geçmiyor ki... tek bir çocuğun, kendi ofisin ve esnek çalışma saatlerin var kardeşim hala nesi zor? NESİ ZOR?

7 Kasım 2018 Çarşamba

düdük 5 yaşında!

balböceğim, canımın icci, kuzum, dünyam 11 ekim'de 5 yaşına girdi.


5 senede gülmediği tek bir gün olmadı çok şükür. ağladığı günler de oldu. sevindiği günler, kızdığı günler, tutturduğu günler, keyifli olduğu günler, sağlıklı olduğu günler, ateşlendiği günler, şartları zorladığı günler, laftan anlamadığı günler...


kocaman oldu. anaokulu hazırlık sınıfında artık. seneye ilkokul.


büyüyor, sağlıkla neşeyle büyüyor çok şükür.


canım benim güzel kuzum tatlı kuşum iyi ki varsın. seni çok seviyorum...birlikte geçireceğimiz uzun yıllar için o kadar heyecanlıyım ki...



16 Ağustos 2018 Perşembe

yüzyılın trollü

arin'e bu yaz bir şeyler oldu. yani gerçekten bu yaz iyice büyüdüğünü idrak ediyorum. adamakıllı konuşuyor, ne istediğini biliyor, kendine has huyları var. daha düne kadar suya bu diyen adam oturup bizimle sohbet ediyor. çok değişik, çok güzel...


geçenlerde benim doğumgünümdü. internetten bir çanta sipariş etmiştim, tesadüfen doğumgünümde geldi çanta. akşam babası ile bana süpriz (!) pasta kestiler. sonra da gitmiş içeriden çantayı almış diyor ki "anne sen çanta seviyosun ya, biz babamla mağazaları gezdik çok dolaştık sana bu çantayı aldık" ahahahahaa!!!!!!! oğlum allah ileride senin sevgiline, eşine sabır versin! bire bin katarak anlatma?! atma ziyaaa! :)


dışarıda bir yerde biz kahve içiyorduk, arinço da kendi kendine takılıyordu. sonra birden masaya geldi "baba sen oturuyorsun, biz annemle gidiyoruz" dedi. nereye be dedim direkt. "anne kakam geldi, tuvalete gitcez! herkesin önünde beni bağırtıyorsun!" diye fırçaladı. yaa asdaasfas büyüdü de kakam geldi diye sesli söyleyemiyor :p


geçen salonda pervane çalışıyor. "anne bak" dedi tavanı gösterdi, ışık oyunları var tavanda. ben hemen "a dur bakim bilekliğimden oluyo galiba, ay yok saatimden" falan diye elimi kolumu dansöz gibi kıvırıyorum. "anne tervane*den oluyor baksana ışıklar da onun gibi dönüyor" dedi. arkadaşlar, "erkek çocukları zekasını annelerinden alırmış" tezini çürüttüysek dağılabiliriz :/


sanırım bu yüzyılın trollünü ben büyütüyorum.

7 Mayıs 2018 Pazartesi

batı cephesinde yeni bir şey yok! benim analığımda da..

ay bilogcan aklıma güzel bir yazı fikri gelmişti. benim 3.5 sene kadar önce blogcuanne'de bir söyleşim olmuştu. onun cevaplarını bir de şimdiki kafamla vereyim dedim ama benim kafa 3.5 senede hiç değişmemiş! şaka gibi :/


söyleşiyi okuyunca fark ettim ki, endişelerim artmış, şekil değiştirmiş falan ama geri kalan her şey hala aynı..


hala sabırlı ve sakinim, hala arin ortalığı batırdığında umursamıyorum (oyun hamuru hariç, o halıdan zor çıkıyor.), hala arin'in düşmesinden korkuyorum (halbuki baya da düştü kalktı 3.5 senede), hala sabah erken kalmak zorluyor, hala planlı programlı hareket edemiyorum, hala yetersizlik duygusunu yenemedim...


değişen şeyler de var ama..artık iş çıkışı bir yerlere takılabiliyorum. sonra, saçımı evde değil, kuaförde boyatıyorum. evden 8de değil, 7de çıkıyorum sabahları, yani arin ile sabah saadeti son buldu ama babasının dediğine göre pek de saadet olmuyormuş her sabah ;)


bilmiyorum bir 3.5 sene sonra ne değişir ya da ne değişmez...ama söyleşide kurduğum tek bir cümle ömrüm boyunca hiç değişmeyecek:


 " o yüzden anne olarak en büyük isteğim Arin’in bir gün gelip “çok mutluyum anne çok" demesi."

16 Nisan 2018 Pazartesi

ses bir ki!

iki aydır hiç bir şey yazmamışım..ne bileyim öyle çok yazacak bir şeyler de yok gibi..




bu aralar gündem arin'in okulu. önümüzdeki eylül anaokuluna başlamalı, sonraki sene de ilkokul bir. devlet mi olsun özel mi olsun? saatler uymuyor, bakıcı mı olsun? bilemedik, işin içinden çıkamadık. şu an görünen; sanırım özel bir okul olacak, artı bakıcı olacak ve biz taşınacağız falan filan. yıldık yeminle..zormuş bilogcan, bu okul işi yaşlandırdı bizi...


bir de artık bizim dünya görüşümüzü falan biliyorsun tabii, o yüzden ekstra zor.


neyse sıkıcı bir konu işte...


ben bir ses vereyim istedim. keyfimiz yerinde çok şükür...hepimiz iyiyiz..arin gittikçe ballaşıyor, ben gittikçe aklımı kaybediyorum :)