Sayfalar

gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2017 Çarşamba

yüzleşme


biz seksenli yıllarda doğan çocuklar için doksanlı yıllar bir tür yüzleşme yılıydı. 1982 anayasasının oluşturmaya çalıştığı apolitik gençlik bizim neslimiz olacaktı neticede..


sizi bilmem ama ben, ailemin sosyo-ekonomik durumu ve siyasi görüşleriyle doksanlı yıllarda yüzleştim. yoo, aklımın ermesi o yıllara denk geldiğinden değil, o yıllarda meydana gelen siyasi olayların, siyasi suikastlerin yarattığı farkındalıklardı yüzleşmemin sebebi. ve bütün bunlar memleketi şu an ki vaziyete getirdi. hani o sürekli özlediğimiz eski türkiye var ya, işte o, şimdiki yeni türkiye'nin mimarı aslında...pek de özlenecek bir durum yok sanki?!


sanırım yedi yaşlarındaydım, seçim zamanıydı. o zamanlar anap diye bir parti vardı, şimdi twitter'da parodi hesabı...neyse...o partinin çocuk aklımla bana eğlenceli gelen bir seçim müziği vardı. aileme "buna oy verin" diye söylediğimi hatırlıyorum. peki onlar ne cevap verdi? karşılarındaki yedi yaşında bir çocuk değilmiş gibi o partiye neden oy vermeyeceklerini ve oy verecekleri partiye neden oy vereceklerini anlattılar...halbuki "he kızım veririz" de, geç değil mi?


özellikle doksanüç senesi...ah o bindokuzyüzdoksanüç senesi...sanırım baştan sona hatırladığım tek sene...özellikle iki olayın aklıma mıh gibi kazındığı sene...


önce ocak ayında kara haber geldi...çok net hatırlıyorum televizyonda gördüklerimi...bir sokak, karlar altında...parçalanmış bir araba...sonraki günler bir cenaze...onbinler...kırmızı karanfiller ve bembeyaz kara batırılmış yanan mumlar..."arabaya önce kendi binermiş, çalıştırdıktan sonra eşini ve çocuklarını bindirirmiş" ah..uğur mumcu....


o kış hakikaten karakıştı...haziranda dedemin ölmesi de yazın iyi geçmeyeceğinin işaretiydi...


temmuz oldu...2 temmuz...yine televizyonda bir takım görüntüler...yangın! insanlar yanıyor! hayır yanmıyor, yakılıyor! benim ülkemde bir yerlerde insanlar yakılıyordu...canlar...ben bu nefreti bu yaşıma geldim hala anlayamıyorum, on yaşındaki ben nasıl anlasın? anlayamıyorum ama biliyorum, tanıyorum ve aynı nefreti bana yöneltecek insanlarla yaşadığımı artık biliyorum...


çok şey oldu...terör saldırıları, siyasi suikastler, cinayetler...çok şey...yıllara göre türkiye yapmanın bir manası yok, merak eden vikipedia'dan baksın...


bu iki olay beni ailemin dünya ve siyasi görüşü ile yüzleştirdi...o insanların kitapları vardı bizim evimizde, yazdıkları gazeteler okunuyordu...belki de ilk defa yüzyüze tanımadığı birilerine ağlarken gördüm onları...ben seneler sonra iyice anlayabilince onları, onlar için ağlayabildim...hem ölümlerine hem de hiç tanışamayacak olmama...


benim yüzleşmem on yaşımı buldu...düşünüyorum da arin'in yüzleşmesi, gezi direnişi sırasında ilk tekmelerini atan bir bebek olarak, daha anne karnındayken başlamış...


şimdi bize bir soru soracaklar. iki cevap seçeneğimiz var: evet ya da hayır


geçmişi hatırlayanlar pek fazla düşünmeden hayırlısıyla verecekler cevaplarını. hatırlamayanlar hafızalarını zorlasınlar, okusunlar, öğrensinler...başka ülkelerde "evet" nelere mal olmuş bir araştırsınlar, lütfen...


benim için aslolan atam'ın ne dediğidir: "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!"


direniş sırasında annesinin heyecanına içeriden destek veren o minicik çapulcu ayakların aşkına; hayır!

5 Ocak 2017 Perşembe

.......

ben blogu belki bir gün arin okur diye yazıyorum. ve aynen bu sebepten gündemle ilgili, olan biteni tamamen "kendi" bakış açımla yazıyorum ara ara. tarafsız yazmıyorum çünkü burası bir haber sitesi değil, arin ileride hissettiklerimi anlasın, bilsin istiyorum; onun fikirlerine uymasa bile görüş farklılığı ne demek öğrensin istiyorum.


yılbaşı akşamı sevdiğimiz dostlarımız ve kardeşlerimiz bizdeydi. arin arkadaşıyla oynadı, tepindi, kudurdu ve nihayet uyudu. tam da bir önceki yazımda yazdığım gibi gece onikide onu öptüm uyurken. canım.....


balkonda sigara içerken şebnem reina'da silahlı saldırı olmuş dedi. bar kavgası sandım...içeri geçince cnntürk'ü açmış beyler. bar kavgası değilmiş, manyağın biri eğlenen insanları taramış...


hani bir yazımda tatildeyken manyağın birinin tatilköyüne girip bizi tarama ihtimalinden korktuğumu yazmıştım ya, artık daha da çok korkuyorum. tatile gitmek istemeyecek kadar çok...


sıkıldım! çok sıkıldım! terör hakkında yazmaktan, konuşmaktan, gölgesinde yaşamaktan çok sıkıldım! benim, ailemin, çocuğumun canına kastedenlerle bir arada yaşamak zorunda bırakılmaktan çok sıkıldım!


ve en çok da bunları demokratik bir ülkede yaşamak zorunda olmaktan sıkıldım! toplumun bunları bile isteye yaşamasından ve yaşamak zorunda bırakmasından sıkıldım!


evden çıkın, hayata karışın, dik durun vs. vs. vs. bik bik konuşuyorlar ya hani...


ben paralize oldum!


evden çıkmayacağım! istemiyorum evimden çıkmak! istemiyorum korkuyla dolaşmak! mümkün olduğunca kendimce güvenli bulduğum alanda çoluğumla çocuğumla "hayatta kalmak" istiyorum!


korkuyorum arkadaş ben...sokağa çıkmaya korkuyorum...insani zevklerden korkuyorum...insanlardan korkuyorum...


siz çok cesursunuz, çıkın sokağa, ben değilim...kabuğumda yaşamayı tercih ediyorum...


hayatımızın içine eden herkese en derin nefretlerimle...

13 Aralık 2016 Salı

yeter....

epey olmuş yazmayalı. pek de bir şey yok anlatılacak. arin iyi, canparçam çok tatlı ve gitgide ballaşıyor...çok şükür...


çocuk zor iş derler. sorumluluğu, okulu, yemesi, içmesi, giymesi zor derler..hem maddi hem manevi...


bu coğrafyada anneysen, çocuk işi daha da zorlaşıyor. bilinmezlik, terör korkusu, yanıbaşındaki savaş...bambaşka gözlerle bakmaya başladık dünyaya, farkında mısınız? yaşamıyoruz, sadece hayatta kalıyoruz bir süredir. nasıl koruyacağım, nasıl korunacağım düşünceleri bizi boğuyor. psikolog değilim, verecek bir çözümüm yok. önceden, karar vermiştim, sadece kendi küçük dünyam ile ilgilenecektim. arin iyiyse, babası iyiyse, ailelerimiz iyiyse, arkadaşlarım iyiyse problem yok demektir, diyordum. ilk tokat havaalanı saldırısıyla arkadaşlar cephesinden geldi. hep tanımadıklarımızın başına geldiğini sandığımız patlamalarda bu sefer tanıdıklarım öldü, olayın ortasında kaldı, kılpayı kurtuldu. fark ettim ki çember daralıyor. korku büyüyor.


önlemler düşünmeye başlıyorsun...kalabalığa girme, evden, mahallenden çıkma, gezme, güvenilir bulduğun ortamlarda bulun, kalabalığa girme, kalabalığa gitme, kalabalıktan uzak dur, kapat kendini, kilitle, yaşama, KALABALIKTAN UZAK DUR! tek önlem bu. ilk akla gelen, ilk güvenli gelen...tek önlem izole yaşamak.


yapmayın diyorlar, onların istedikleri de bu diyorlar. benim canımdan öte canım var, nasıl yapmam?! sadece kendimden sorumlu olsam çıkarım ama benim bir emanetim var, ona kıyamam...alamam o riski...


arin doğunca babasıyla aynı takımı tutsun, beraber maça giderler oh takılırım ben de bir akşam demiştim. şimdi nasıl göndereyim? babası nasıl alsın götürsün maça? neye güvenerek?


çocuğumla beraber gezeriz derdim. kadıköy'ü çok severim ben, arin ile en son doktoruna gittik 3 yaş kontrolüne, gezmeden döndük. çünkü kalabalık...korkutucu, tekinsiz...


topkapı sarayının bahçesinin manzarası çok güzeldir. dünyada gözlerinizle görebileceğiniz en güzel manzaralardan biridir. içinizi açar. saray da güzeldir, sonradan yapılma özenti saraylara benzemez, tarih yatar orada. saraydan çıkınca sultanahmet meydanı da çok güzeldir, yerebatan sarnıcı büyülüdür, sirkeciye kadar o yolda yürümek zevklidir, sirkeci garı da çok zarif bir mimariye sahiptir. götüremem ki arin'i. güvenli değil oralar...nasıl riske atayım...


dolmabahçe sarayına götürmek isterim, atamızın son ikametgahı... paşamızın son nefesini verdiği yatağın karşısındaki dört mevsim tablosunu göstermek isterim, ne güzeldir o tablo...götüremem, korkarım ben oralardan...


taksime gidelim isterim. beyoğlu eski beyoğlu olmasa da bir tur atalım, çikolatasından yiyelim. tünele binelim, dünyanın ilk metro hatlarından diye anlatayım arin'e, galata'ya gidelim. kuleye çıkıp hazerfen'i anlatayım, insan inandı mı neler neler başarır, somut bir şekilde görsün isterim. sonra kulenin dibindeki kahveye oturalım, ben kahvemi içerken ona bir meyvesuyu söyleyeyim, inanamasın hazerfen'in uçtuğuna ve ben tekrar tekrar anlatayım isterim. sonra gezi parkı'na götüreyim isterim. yakın tarihimizin ve kendi kişisel tarihimin en büyük inanç, umut hikayesini anlatayım. kestirtmediğimiz ağaçlara sarılalım, manzarayı seyredelim, elimize birer simit alalım kuşlarla beraber yiyelim, kuşlar gibi özgür olmayı anlatayım isterim. götüremem, istiklal'de patlama ortasında kalan puseti gördükten sonra, götüremem...


gencecik evlatların canlarını alıyorlar, benim annelik hayallerimi almışlar çok mu? çalın hayallerimizi, umutlarımızı yerine kendi hırslarınızı koyun! alın hepsi sizin olsun! ne olmak istiyorsanız olun! ama artık tek bir evladımızın bile saçının teline dahi dokunmayın! alın saray da sizin olsun saltanat da sizin olsun! bize evlatlarımızı bağışlayın! yeter!

18 Ağustos 2016 Perşembe

ana yüreği

az önce bir fotoğraf gördüm. suriyeli 5 yaşlarında bir çocuk. bombardımanda yaralanmış, yüzü gözü toz toprak içinde bir ambulansın içinde oturuyor. canım benim canım..güzel yavrum..


bazen bu dünyaya çocuk mu getirilir'i sorguluyoruz ya...


ben 2013 yılında anne oldum. o zaman da savaşlar vardı, o zaman da dünyanın bir yerine çocuklar acı çekiyordu. bunları o zaman da görüyordum, duyuyordum, biliyordum. oğlum, canım, ömrüm doğdu. ve ben fark ettim ki, bilmek, görmek, duymak başka, taa içinde hissetmek bambaşkaymış...annelik ile beraber bir de ana yüreği geliyormuş insana, sonsuz bir empati gücü veren ana yüreği...


"öyle düşünme pelin" diyorum o fotoğraflara, görüntülere bakarken.."o senin oğlun değil başka bir çocuk o" diyorum..yok olmuyor..anneysen, sanki bütün çocuklar seninmiş gibi oluyor...


o hiç tanımadığın, görmediğin çocukları da kendi çocuğunu avuttuğun cümlelerle avutuyorsun, onlar seni duyamasa da...kendi çocuğun için ettiğin duaları ediyorsun...kendi çocuğuna sarılır gibi sarılmak istiyorsun...


arin dün oynarken düştü. dudağı çok azıcık kanadı. gece yanında uyudum. versinler o çocukları da bana, hiçbir şey yapamazsam yanlarında uyurum. korurum ben onları...dünyanın neresinde olursa olsun acı çeken bütün çocukları koynuma alıp saklayasım, kimselere vermeyesim var...


hem bütün çocukları koruyup kollayabilecek kadar güçlü hissediyorum, hem de gücüm sadece kendi evladımı korumaya yetiyor...


Allah bütün çocukları korusun...hiçbirinin ayağına taş değmesin...

1 Temmuz 2016 Cuma

normal anneler gibi..

açtım bomboş yeni kayıt sayfasını öyle bakıyorum. bir sürü şey yazasım var..bir sürü kişiye sövesim var..ama enerjim yok bunu yapmaya..öyle ipleri kopmuş kukla gibiyim sanki..


facebooku açıyorum..hala ölen arkadaşlarımızın fotoğrafları düşüyor akışa..sonra ağlayanlar..sonra limanda yapılan anmanın videoları..ve bir de konfetiler! açılış yapmışlar, konfeti patlatmışlar, selfie çekmişler, bugün bayram demişler..üzülmemişler, o limanı kapatmamışlar, kıl payı kurtulan, arkadaşlarını toprağa verenleri tekrar orada çalışmaya zorlamışlar, kanları, parçaları, yıkıntıları şööyle bir süpürmüşler, insanları doldurmuşlar yine o alana, "hata bizde" dememişler, "suçluyuz" dememişler, "korumak görevimiz, koruyamadık" dememişler, arkalarından bir fatiha bile okuduklarını sanmıyorum..


ben bu haldeysem, alana gidip çalışmak zorunda bırakılan arkadaşlarım ne halde, düşünemiyorum..


geçen hafta tatildeyken arin'in akşam uykusu gelince aras ile onu pusetine atıp otelin etrafında turlamaya başladık. baya arkalara kadar yürüdük. karanlık ve ıssız yerlerdi, odalar falan boş, otelin duvarı, yanda yol..karanlık ya oğlan çabucak uyudu tabii..ertesi gün tekrar uyku saati gelince aras'a "sen keyfine bak ben 10 - 15 dakikaya uyutur gelirim" dedim. tek başıma turlamaya başladım. aynı ıssız tarafa gittim, karanlık ve sessiz arin rahatça dalar diye..sonra bir ürperti geldi bana, korktum o ıssızlıktan, baktım arin dalmış hemen geri döndüm aras'ın yanına..dedim ki "ya terör merör var, şimdi şurdan bir manyak girip tarasa bi bok yapamayız, öyle korktum ki arka tarafa gidince" aras, "bi daha yalnız gitme o tarafa zaten, buralarda ol" dedi. bir tatil köyündeyiz, aklıma böyle bir ihtimal geliyor, tatil köyünün güvenlikçileri falan da var ama benim aklıma böyle bir ihtimal geliyor ve kocama söylüyorum. ve genelde sakin olan ve son derece aklıbaşında olan kocam bu ihtimale saçmalama diyemiyor. çünkü bu ihtimal var! çünkü bir manyak gerçekten de gelebilir! çünkü ben saçmalamıyorum...


demin ekşisözlük'te de benzer bir başlık okudum. tunus'taki plaj saldırısı benzerini yapabilirler falan diyorlardı. bu ihtimal son saldırıdan bile önce aklımdaymış demek ki, bilinçaltımdaymış..ürperdim..düşünmek zorunda bırakıldıklarımızdan korktum..


ben bu hafta üç kişilik çekirdek ailemizin tatilini yazacaktım oysa ki..arin'in başta havuza nasıl çığlık kıyamet girdiğini, sonra balık gibi yüzdüğünü, atladığını, meymee suyuuu diye ortalığı ayağa kaldırdığını, mini discoda nasıl dans ettiğini, anne dediğin kişinin tatilini miniclup'ta geçirme zorunluluğunu yazacaktım..komik, tatlı, eğlenceli şeyler yazacaktım..hani dünyanın başka bir yerinde güzel bir ülkede yaşayan normal anneler gibi... içinde terör, güvenlik korkusu taşımayan, tek derdi çocuğunun yediği, yemediği olan anneler gibi... normal anneler gibi..


bu ülke ne zaman normal bir anne olmama izin verecek bilmiyorum?!

30 Haziran 2016 Perşembe

havaalanı

bugün sana havaalanını anlatayım istiyorum bilogcan..


ben eskiden havaalanında çalışıyordum. dış hatlar gidişte.


zevklidir havaalanında çalışmak. hele bir de yaptığın işi seviyorsan tadından yenmez. ekip olarak çalışırsın. vardiyaların vardır. her vardiyada aynı insanları görürsün. temizlikçisinden, müdürüne, güvenliğinden aşçısına kadar aynı insanlar, farklı şirketlerde de olsa seninle aynı vardiyayı dönerler. işe her gidişinde onlarca insanla selamlaşırsın yani. arkadaşlık da bir başkadır orada. neticede ailenden çok ekip arkadaşlarını, evinden çok havaalanını görürsün. hani bir laf vardır ya "birbirinin hayatına dokunmak" diye, orada ne dokunması, bodoslama dalarsınız birbirinizin hayatına. nikahın olacaktır mesela, tek tek davetiye dağıtılmaz, ofise panoya asılır davetiye, herkes içindir o davet, senin ekibinden olsun olmasın herkes içindir, herkes davetlidir. ailen olur oradaki insanlar, en yakınların...


vardiya başlangıç, bitişleri çok şenlikli olur. eğer vardiyan bitiyorsa sabırsızlanırsın, bir an önce devir alsınlar istersin seni. bir de başka ekiplerdeki arkadaşlarını görürsün o zamanlarda, iki çift laf edersin, günün özetini geçersin. vardiyan yeni başlıyorsa, hem "yine geldik başlıyoruz" diye serzenirsin, hem de heyecanla görev yerine koşarsın. devralırsın arkadaşlarını...


bir sürü insanla etkileşime geçersin gün içinde. bir sürü...yüzlerce...farklı yerlerden, milletlerden, kültürlerden dünyanın dört bir yanına seyahat eden bir sürü insan... bazıları seni neşelendirir, bazılarıysa öyle sinir eder ki tüm gün kalır o sinir üzerinde..artık her milletin insanının neye ne tepki vereceğini çözmeye başlarsın. mesela hintliler, bütün yolculuk hikayelerini sana anlatırlar en sonda da valizim nerde diye sorarlar, bunun geyiği bitmez iş arkadaşlarınla aranda.


iş arkadaşların çok önemlidir alanda. her anın onlarla geçiyor. beraber iki arada bir derede sigaraya kaçarsın, on dakikalık yemek molana koşarsın birlikte. servise koşarsın. hep bir koşturma...koşup durursun, uçağa koş, yemeğe koş, servise koş, takviyeye koş, bilmem kim yolcuyla tartışıyormuş, yardıma koş...koş..


mesai biter..ohh..seni devralan sana "iyi istirahatler" diler. çıkana kadar gördüğün herkes "iyi istirahatler" diler, sen de "kolay gelsin" dersin..


salı gecesi o arkadaşlarım çıkıyor muydu, yeni mi gelmişlerdi işe bilemiyorum. ama onlara o gece hiç "kolay gelmedi"...


iyi istirahatler arkadaşlarım, huzurlu istirahatler..

14 Ocak 2016 Perşembe

çocuklar ölmesin..

ben taraf tutmuyorum..ben sadece çocuklar ölmesin istiyorum..

ben taraf tutmuyorum..ben sadece çocuklar anasız babasız kalmasın istiyorum..

ben taraf tutmuyorum..ben sadece içinde intikam ve öfke barındıran bir nesil yetişmesin istiyorum..

çok şey istiyorum..bu ülkeden, bu milletten çok şey istiyorum..

yazık.......

24 Aralık 2015 Perşembe

insanız çünkü..

sizin elinize hiç küçücük bir bebek verdiler mi?

"bak bu o işte, az önce içinde kıpırdanan bebek bu! senin bebeğin!" dediler mi?

ya da, "bak aylardır beklediğin, yüreğinde büyüttüğün bebek bu, senin bebeğin!" dediler mi?

siz hiç kendi sütünüzle ya da mamayla falan bir bebek beslediniz mi?

hiç kendinize emanet edilmiş bir canınız oldu mu kendinizinkinden başka?

vazgeçtiniz mi kendinizden?

kalan ömrüm de onun olsun. bütün kötülükler benim olsun, o sadece iyiliklerle karşılaşsın dediğiniz biri oldu mu?

birinin bir gülüşüyle kendinizden geçtiniz mi?

birinin ağlaması size çaresizliği en dibinde yaşattı mı?

hiç bu kadar çok nasıl sevebildiğinizi düşündünüz mü?

isim bulamadığınız bir duygu oldu mu hayatınızda?

bacak kadar boyuyla sizi süper kahraman gibi hissettiren biri oldu mu hiç?

benim oldu çok şükür var hayatımda böyle biri. beni benden alan, tüm bencilliklerimi süpüren, sevgisiyle mest eden, aslında ne kadar sevgi dolu olduğumu fark ettiren, daha iyi bir insan olmak için çabalamamı sağlayan biri var hayatımda. arinim, canım, oğlum, ömrüm iyi ki var, Allah'ım ayırmasın beni ondan.

eğer sizin de hayatınızda varsa böyle biri şu son bir kaç gündür gündemdeki haberler sizi de yakmıştır. bir video izlemişsinizdir bu aralar "kızımı vurdular" diye bağıran o anne yakmıştır içinizi. mutlu fotoğraflar görme umuduyla açtığınız sosyal medya hesabınızdaki o kapkara fotoğrafın altında yazan "melek oldu kızım" yazısı dağlamıştır yüreğinizi. insanız çünkü, çok sevdiklerimiz var bizim ve onlar hayatımıza girdiğinden beri bütün bebekleri çok seviyoruzdur, insanız çünkü, kocaman bizim kalplerimiz, anneyiz ya bütün çocukların sevgisini o kalplere sığdırabiliyoruz biz.

bir video daha var, izlemediyseniz izlemeyin sakın. o videodaki kadın insan değilmiş, onun hayatında onu seven olmamış hiç. o da kimseyi kendinden vazgeçercesine sevmemiş. kalbi var belki evet ama sadece kan pompalamaya yarıyormuş o kalp asla bir yürek olamamış. günah nedir öğrenememiş. acıma nedir bilmemiş. insan değilmiş..insana dair hiçbir şey yok o kadında! 46 yıl vermişler ama umarım tek bir gün yüzü görmeden siktir olup gider bu dünyadan!

17 Aralık 2014 Çarşamba

anlamadım bıbıcım!

tam bir sene geçti tarihi yolsuzluğun üzerinden..

merak ediyorum acaba bilal anladı mı neler olup bittiğini?

paraların "sıfırlanamayan" kısmı nereye gitti?

bu bir senede paraların üzerine yenileri eklendi mi?

çok ünlü muhterem san'atçımızın çocuğunun psikolojisi nooldu?

reza efendi cari açığı kapatabildi mi?

bakanın saatinin pili bitti mi?

"önünde yatılacaklar" listesine yeni kişiler eklendi mi?

şehrizar konaklarındaki yeni komşular hoşgeldine gelip gitti mi?

ayakkabı kutuları dolup taşmaya devam ediyor mu?

bu millet bütün bu olanları hala hatırlıyor mu?

bizim ülkemizde hırsızsan iş bulamazsın, kız alamazsın, saygı ve sevgi göremezsin..ama devletin en tepesine çıkabilirsin!

#hırsızvar

8 Nisan 2014 Salı

!

şu son bir aydır o kadar çok çocuk ölümü duydum ki artık ne desem bilemiyorum! nası boktan insanlar olduk biz? nası şerefsiz bi ortamda çocuk yetiştiriyoruz? kaçalım mı? gidelim mi? kahrolalım mı? yok mu sayalım? napalım? nası yapalım? aklımızı kaybetmeden nası yaşayalım? napalım lan napalım da psikopata bağlamadan hayata devam edelim?????

annelik sonsuz bi empati yeteneğine sahip olmakmış! ben istemiyorum empati yapmak! normale dönmek istiyorum! farkındalığım azalsın! her boku da bilmeyeyim görmeyeyim duymayayım! korkusuzca çocuk yetiştireyim istiyorum ben!

o kadar kötü ki insanlar, çok görüyolar kuzularını annelerine!

Allah hepimizin yavrusunu korusun.....

31 Mart 2014 Pazartesi

banane!

küçücük çocuk kafasıdan mı vurulmuş? banane!

dövülerek mi öldürülmüş? banane!

gazlamışlar mı? coplamışlar mı? su mu sıkmışlar? banane lan banane!

yakıldınız mı? banane!

kurşunlandınız mı? banane!

bombalandınız mı? banane!

bunların hiç biri benim umrumda diil! hiç biri umrumda diil çünkü bu milletin de umrunda diil!

ben bu saatten sonra bu ülkede, bu şartlar altında çocuğumu en iyi nasıl yetiştiririm ona bakarım arkadaş!

yok oylar çalınmış yok elektrikler kesilmiş! banane!!!!

benim vatandaş olarak bir oyum vardı..gittim verdim! oyların takibini de yaptık..daha ne? daha ne yapalım?!

hileyi bakanlar, bürokratlar yapıyoken ben vatandaş olarak daha ne yapabilirim?!

banane! bu ülke beni hiiiiç ilgilendirmiyo artık! kim gelirse gelsin başımıza, zaten daha fazla boka batamayız!

25 Aralık 2013 Çarşamba

gündem..

bilogcan uzuun süredir sana gündemle ilgili bişiler yazmıyorum..

oysa ki..

türkiye'nin boku çıkmış durumda!

tarihimizde yapılan en büyük yolsuzluk ortaya çıktı! 17 aralıktan bu yana istifa eden tek bi bakan yoktu bugün ikisi istifa edebildi nihayet!

banka müdürünün biri paraları ayakkabı kutusunda saklıyomuş meğer..bol bol biz neden bankaya yatırıyoruz paramızı diye sorguladık milletçe..paralar da bağış parasıymş(!)

yalan diil ama adam bağış parası dedi olayların içinde muhterem bakanlarımızdan egemen bağış'ın da olduğunu öğrendik!

bu arada bakanların başı olan muhterem çıktı tabii meydane bas bas bağırıyor, o öle bu böle allah var kitap var diye ama yolsuzluk var demiyo!

bi de okyanus aşırı memlekette yaşayan bi sıfatsız muhterem var..o da çıktı meydane bas bas bağırdı, evlerine ateşler düşsüüüüün, bişi olamasınlaaar!

tiyatro gibi bişi izliyoruz milletçe..olan yine tüyü bitmemiş yetimin hakkına oldu! senin benim çoluğumzun çoğumuzun hakkı yendi!

bitti mi?

biter mi?

İzmir'de askeri tersanede kaza oldu 10 kişi şehit oldu..

10 kişi..

yas tutmak gerekirken akşamına şarkılı türkülü programlar vardı tvde..bu programlardan birinde kocası yukarda bahsettiğim tarihin en büyük yolsuzluğundan içeri atılan bir jüri üyesi "geçecek bu kara günler..bedenim burda ruhum orda..çocuğumun psikolojisini düşünmem lazım" dedi de dedi..

çocuk demişken bilogcan..

Konya'da ayaz bebek..kırk günlükken evlerindeki pencereler cam yerine naylon ile kaplandığından soğuktan donarak, zatürre geçirerek öldü! kırk günlük daha! annesinin, çocuğunun psikolojisini düşünmeye bile fırsatı olmadı!

türkiye işte bilogcan..her zamanki türkiye..bi yanda kaza sonucu şehit olan ana kuzuları, bi yanda el kadarken soğuktan donan ana kuzusu, öte yanda anası babası tarafından utanmadan sıkılmadan boğazından haram lokma geçirilen ana kuzusu dicem ama annesi onu hiç sevmiyor bence!