Sayfalar

13 Aralık 2016 Salı

yeter....

epey olmuş yazmayalı. pek de bir şey yok anlatılacak. arin iyi, canparçam çok tatlı ve gitgide ballaşıyor...çok şükür...


çocuk zor iş derler. sorumluluğu, okulu, yemesi, içmesi, giymesi zor derler..hem maddi hem manevi...


bu coğrafyada anneysen, çocuk işi daha da zorlaşıyor. bilinmezlik, terör korkusu, yanıbaşındaki savaş...bambaşka gözlerle bakmaya başladık dünyaya, farkında mısınız? yaşamıyoruz, sadece hayatta kalıyoruz bir süredir. nasıl koruyacağım, nasıl korunacağım düşünceleri bizi boğuyor. psikolog değilim, verecek bir çözümüm yok. önceden, karar vermiştim, sadece kendi küçük dünyam ile ilgilenecektim. arin iyiyse, babası iyiyse, ailelerimiz iyiyse, arkadaşlarım iyiyse problem yok demektir, diyordum. ilk tokat havaalanı saldırısıyla arkadaşlar cephesinden geldi. hep tanımadıklarımızın başına geldiğini sandığımız patlamalarda bu sefer tanıdıklarım öldü, olayın ortasında kaldı, kılpayı kurtuldu. fark ettim ki çember daralıyor. korku büyüyor.


önlemler düşünmeye başlıyorsun...kalabalığa girme, evden, mahallenden çıkma, gezme, güvenilir bulduğun ortamlarda bulun, kalabalığa girme, kalabalığa gitme, kalabalıktan uzak dur, kapat kendini, kilitle, yaşama, KALABALIKTAN UZAK DUR! tek önlem bu. ilk akla gelen, ilk güvenli gelen...tek önlem izole yaşamak.


yapmayın diyorlar, onların istedikleri de bu diyorlar. benim canımdan öte canım var, nasıl yapmam?! sadece kendimden sorumlu olsam çıkarım ama benim bir emanetim var, ona kıyamam...alamam o riski...


arin doğunca babasıyla aynı takımı tutsun, beraber maça giderler oh takılırım ben de bir akşam demiştim. şimdi nasıl göndereyim? babası nasıl alsın götürsün maça? neye güvenerek?


çocuğumla beraber gezeriz derdim. kadıköy'ü çok severim ben, arin ile en son doktoruna gittik 3 yaş kontrolüne, gezmeden döndük. çünkü kalabalık...korkutucu, tekinsiz...


topkapı sarayının bahçesinin manzarası çok güzeldir. dünyada gözlerinizle görebileceğiniz en güzel manzaralardan biridir. içinizi açar. saray da güzeldir, sonradan yapılma özenti saraylara benzemez, tarih yatar orada. saraydan çıkınca sultanahmet meydanı da çok güzeldir, yerebatan sarnıcı büyülüdür, sirkeciye kadar o yolda yürümek zevklidir, sirkeci garı da çok zarif bir mimariye sahiptir. götüremem ki arin'i. güvenli değil oralar...nasıl riske atayım...


dolmabahçe sarayına götürmek isterim, atamızın son ikametgahı... paşamızın son nefesini verdiği yatağın karşısındaki dört mevsim tablosunu göstermek isterim, ne güzeldir o tablo...götüremem, korkarım ben oralardan...


taksime gidelim isterim. beyoğlu eski beyoğlu olmasa da bir tur atalım, çikolatasından yiyelim. tünele binelim, dünyanın ilk metro hatlarından diye anlatayım arin'e, galata'ya gidelim. kuleye çıkıp hazerfen'i anlatayım, insan inandı mı neler neler başarır, somut bir şekilde görsün isterim. sonra kulenin dibindeki kahveye oturalım, ben kahvemi içerken ona bir meyvesuyu söyleyeyim, inanamasın hazerfen'in uçtuğuna ve ben tekrar tekrar anlatayım isterim. sonra gezi parkı'na götüreyim isterim. yakın tarihimizin ve kendi kişisel tarihimin en büyük inanç, umut hikayesini anlatayım. kestirtmediğimiz ağaçlara sarılalım, manzarayı seyredelim, elimize birer simit alalım kuşlarla beraber yiyelim, kuşlar gibi özgür olmayı anlatayım isterim. götüremem, istiklal'de patlama ortasında kalan puseti gördükten sonra, götüremem...


gencecik evlatların canlarını alıyorlar, benim annelik hayallerimi almışlar çok mu? çalın hayallerimizi, umutlarımızı yerine kendi hırslarınızı koyun! alın hepsi sizin olsun! ne olmak istiyorsanız olun! ama artık tek bir evladımızın bile saçının teline dahi dokunmayın! alın saray da sizin olsun saltanat da sizin olsun! bize evlatlarımızı bağışlayın! yeter!

8 Kasım 2016 Salı

hey sen! hiç bir şey bilmiyorsun!

evet sen! henüz çocuk falan yok tabii. sevgilinle geveş geveş takılıyorsun. evlenmişsiniz de mis gibi..aynı evdesiniz..plansız programsız ya da tam tersi, "tamamiyle" uyabildiğin planlı programlı bir hayatın var..


haftasonu keyfen değil "mecburen" erken kalkmak ne demek, bilmiyorsun.


işten koştur koştur eve gelmek zorunda hissetmek ne demek, bilmiyorsun.


yemeği keyfine göre değil, besleyiciliğine göre yapmak zorunda olmak ne demek, bilmiyorsun.


ya da, evde yemek olmaması rahatsızlığı ne demek, bilmiyorsun.


çocuk doktorundan haftasonları randevu almak ne kadar zor, bilmiyorsun.


banyo yapmak için ancak birisinin uyumasını beklemek ne demek, bilmiyorsun.


saçını şekillendirmeye vakit ve enerji bulamadığın için hep toplamak ne demek, bilmiyorsun.


makyajın sadece rimel ve rujdan ibaret olabileceğini bilmiyorsun.


ojesiz tırnak ne demek, bilmiyorsun.


daha önce keyifle gittiğin uzuuun pazar kahvaltıları için oyun alanlı bir alternatif aramak ne demek, bilmiyorsun.


halıdan oyun hamuru kazımak ne demek, bilmiyorsun.


bir bebek bezi değiştirmek değiştirmek ne kadar zor olabilir ki, bilmiyorsun.


"sayılar partisi"ni, "on yeşil şişe"yi, kurbağının kuyruğunun nerede olduğunu, bilmiyorsun.


kendini acımadan eleştirmek ne demek, bilmiyorsun.


eskiden evini dağınık bulurdun, aslında dağınıklık ne demek, bilmiyorsun.


ama mesela en önemlisi;


yukarılardaki atatürk bayraklarını öşümşek adam* asıyor, bilmiyorsun.


sen gerçekten hiç bir şey bilmiyorsun!


işbu yazı kendime yazılmıştır. ;)
*örümcek adam

17 Ekim 2016 Pazartesi

düdük 3 yaşında!

ben inanamıyorum..ne çabuk büyüyor yaa! üç yaşında..tam üç yaşında oldu..daha niceleri olsun, sağlıkla, mutlulukla, huzurla..güzel çocuğum benim..


üç yaşında, yüzbir cm, onyedi kilo üçyüz gram..dünyada kapladığı yer bu kadar..benimse, bütün dünyam o kadar..


önce babannesinde ufak bir kutlama yaptık, sonra da tam doğumgününde okulunda kutladık..çok mutlu, çok eğlenceli geçti :)


güzel çocuğum, tatlı yavrum benim..bal gibi, şeker gibi, pekmez gibi tatlı bir ömrün olsun..ömrün de senin kadar güzel olsun..hayat sana hep cömert davransın..uzun sağlıklı bir ömrün olsun..canımsın sen benim, herşeyimsin..çok ama çooook seviyorum seni! dünyalar kadar çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok! bitanem..



22 Eylül 2016 Perşembe

uçtu uçtu arin uçtu!


ya bu sonbahar beni mahvetti. bir sersemlik, bir kafamı kaldırmama, bir bıraksan saatlerce uyuma isteği...mmmmhh evet bir bıraksalar ne uyurum ama...oolum alt tarafı bir ay bitti yenisi başladı, ne bu afra tafra? sen hayırdır pelin?!


tabii havaların bir anda soğuması da tuz biber ekti bu atalet durumuna...ben ki kolay kolay üşümem, hemen sıcaklarım, kışın tişörtle yatmaya devam ederim, asla kazak + gömlek kombinasyonu yapamam (gömlek kolsuz yazlıksa belki yaparım), çizme giyince darlanırım, tişörtle uludağda kayak yapmışlığım vardır (bkz. hashtag türkiye'nin zengin çocookları :p) ama şu mevsim geçişlerinde çılgın gibi üşüyorum arkadaş. vatdıfak?! bu nasıl bünye? oolum daha on gün önce bodrumda kızgın kumlardan serin sulara atlıyordum (bkz. hashtag türkiyenin zengin anaları :p) şimdi üzerimde mont olmadan sokağa çıkamıyorum ki bodrum da hala kızgın kumlardan serin sulara atlıyorlarmış, sanırım türkiyenin yanlış coğrafi bölgesinde barınmanın cezasını çekiyorum...


arin, bodrum'a giderken ilk defa uçağa bindi. (arin deyince bir sıcaklık geldi bana, kuzumm ^.^ ). ben uçakta gerilirim, korkmam ama o kalkış zamanı bi gerilirim işte. neyse...şimdi çocoom yanımda, babası da yok, yalnızız ya Allah'ım bende ne senaryolar. hostes der, gaz maskesi önce kendinize sonra çocuğunuza, ben derim "hade len önce çocuma hep çocuma, alsın benimkini de alsın, bütün oksijenler onun olsun" (içimden). tabii bu arada önceden havalimanında çalışmış olmanın etkisiyle gördüğüm her haltı anlattım.


+ bak annecim şimdi abla valizimizi alcak, banta koycak valiz şuta gitcek
- annnneee hadi şuuuuut ve goool oynayalım!


- bak oğlum körükten uçağa geçiyoruz şimdi
+ aaa anne tünneeeel kaaaannnlık ooooduu!


+ bak bebeğim şimdi push back yapıyorlar
- anneee meymeee suyuuu!


yani çocuğa bi sürü anlamayacağı teknik şeyleri açıkladıktan sonra uçak piste çıktı, motorları kökledi, ayakları yerden kesti ve o andan itibaren arin'in öğrenmiş olacağı tek şey kevser'den başlayıp subhaneke'ye uzanan dualardı!


önce kemerini takmak istemedi, baak ama kırmızı ve çok şeker diye diye taktırdım ve bir daha da çıkarttırmadım, çünkü çıkarttırırsam bi daha takmayabilirdi ve bence zaten uçaktayken arabadaki gibi sürekli takmalı kalkmadığı sürece (kamuspotu). giderken şahaneydi, hiç zorluk çıkarmadı, şeker, meyvesuyu, oyuncak falan derken yol da bitti (alt tarafı bi saat uçtuk ayol, sanki transatlantiği geçtik, ne anlattım!)


ama dönüş..ah o dönüş...dostlar dönüşte gerilemedim bile, o kadar zorlu bir dönüştü...


kemeri yine zar zor bağladım...su istedi, çikolata istedi, mavi arabasını 1844564845654 kere kaybedip, buldu ve o acıklı an geldi; kalkmak istedi! ve kemeri çözmeyi başardı. koltukların altından sürünmek suretiyle ön ve arka sıralara gitmeye kalktı, koridorda dolaşmak istedi, yere oturup koltuğunu araba parkı yaptı...ay şiştim valla anlatırken...ve bütün bunlar oluyorken inişe geçmeye başladık. oolum gel kemerini tak otur diyorum yok diyor. yahu iniş sıkıntılı mesele, türbülans olabilir, kaptan sert iniş yapabilir, yararsın kafayı gözü diye içim içimi yiyor. kucağıma oturmak istedi sonra, hostes de (biliyorum arkadaşlar kabin memurusunuz siz, erkekleriniz de steward hatta host diil) ek kemer getirdi, bebek gibi bağladım kucağıma öyle indik ve gerçekten tak diye tekeri vurarak, sarsılarak indik. yani oturmasa kesin kafayı falan bi yere vurmuştu...


çok cooldu ama oğlum sanki 447545235685. uçağa binişiymiş gibiydi. bak bulutlara diyorum, ee bulut diyor. baş aşağıda arabalar var diyorum, hee arabaa diyor. uçaktan inince bak bunun içindeydik diyorum, soo what? bakışı atıyor.


arkadaş ben her konuda heyecanlı bir insanımdır. çok çabuk durumları abartabilir, uçuk hayaller kurabilirim bu durumlarla ilgili. bu çocuğun coolluğu kime çekmiş?! kimin geni bu?! çıksın ortaya!



5 Eylül 2016 Pazartesi

tutalete yapamağğğmmm!

ay bilogcan arin bezi bırakmıyor!


önümüzdeki ay 3 yaşında olacak, tam zamanı aslında ama yok, istemiyor. çıkartınca tutuyor çişini, bezi takınca yapıyor. geceleri kuru uyanıyor çoğunlukla ama "tutaleteee" yapamazmış. ev çeşit çeşit lazımlık, adaptör vs. doldu ama beyfendi "tutaletee" yapamazmış.


hazır değil. eninde sonunda öğrenecek biliyorum ve aslında hiiiç ısrarcı değilim ben...öğrenecek nasılsa...


bu aralar evin gündemi bu..hem bir ses vereyim istedim. :)


yalnız ısrar etmiyorum tamam ama, ayda 3 paket bez alıyoruz, o biraz koyuyor be!

18 Ağustos 2016 Perşembe

ana yüreği

az önce bir fotoğraf gördüm. suriyeli 5 yaşlarında bir çocuk. bombardımanda yaralanmış, yüzü gözü toz toprak içinde bir ambulansın içinde oturuyor. canım benim canım..güzel yavrum..


bazen bu dünyaya çocuk mu getirilir'i sorguluyoruz ya...


ben 2013 yılında anne oldum. o zaman da savaşlar vardı, o zaman da dünyanın bir yerine çocuklar acı çekiyordu. bunları o zaman da görüyordum, duyuyordum, biliyordum. oğlum, canım, ömrüm doğdu. ve ben fark ettim ki, bilmek, görmek, duymak başka, taa içinde hissetmek bambaşkaymış...annelik ile beraber bir de ana yüreği geliyormuş insana, sonsuz bir empati gücü veren ana yüreği...


"öyle düşünme pelin" diyorum o fotoğraflara, görüntülere bakarken.."o senin oğlun değil başka bir çocuk o" diyorum..yok olmuyor..anneysen, sanki bütün çocuklar seninmiş gibi oluyor...


o hiç tanımadığın, görmediğin çocukları da kendi çocuğunu avuttuğun cümlelerle avutuyorsun, onlar seni duyamasa da...kendi çocuğun için ettiğin duaları ediyorsun...kendi çocuğuna sarılır gibi sarılmak istiyorsun...


arin dün oynarken düştü. dudağı çok azıcık kanadı. gece yanında uyudum. versinler o çocukları da bana, hiçbir şey yapamazsam yanlarında uyurum. korurum ben onları...dünyanın neresinde olursa olsun acı çeken bütün çocukları koynuma alıp saklayasım, kimselere vermeyesim var...


hem bütün çocukları koruyup kollayabilecek kadar güçlü hissediyorum, hem de gücüm sadece kendi evladımı korumaya yetiyor...


Allah bütün çocukları korusun...hiçbirinin ayağına taş değmesin...

2 Ağustos 2016 Salı

tecrübe satışı

şubattan bu yana kilo veriyorum. az az ama olsun. sanırım 15 kilo falan oldu. yoo dostum yooo tabii ki hala söylenecek kilolarda değilim, sanırım kendi doğum kiloma, bundan tam 33 sene önceye tekabül ediyor bu da, indiğim zaman ancak kilomu halka açıklayabilirim. ama şunu söyleyeyim arin'e hamile kaldığım kilonun altındayım. tosun değil, tosuncukum.
tabii ki oturup da yağdan, kilodan falan bahsetmeyeceğim burada. ama yine konuya nasıl giriş yapacağımı bilemediğimden olabilecek en saçma girişi yaptım ve bu sefer neyden bahsetmek istediğimi ben de unuttum! iyi mi?!






bazen düşünüyorum da sanırım benden iyi bir sosyolog olurmuş. seviyorum insanları gözlemlemeyi ve gerçekten insan ırkı çok garip. bir de kafa bulmadan eleştirebilsem...






ama dayanamıyorum. çünkü insanların ciddiye aldıkları şeyler bana o kadar saçma geliyor ki...belki benim ciddiye aldıklarım da onlara saçma geliyordur, kimbilir?!






aslında yazacağım konu bu da değildi.....






insanlar tecrübelerini satıyorlar, farkında mısınız?






mesela anne oluyor bir kadın. ve değişik bir ruh haline giriyor "dünyadaki tek anne benim!" ruh hali. ve başlıyor başka "annelere" "annelik" öğretmeye. mesela bu gerçekten size saçma gelmiyor mu?! yani ben mi tuhafım?! bakın kastettiğim şey, çocuğunu büyütmüş, ununu elemiş eleğini asmış falan biri değil bu, seninle benimle aynı zamanlarda anne olmuş, daha önce böyle bir tecrübesi olmamış biri ve sen bundan akıl medet umuyorsun. hala saçma olmadığını mı düşünüyorsunuz? suç onda değil aslında, bir suç falan da yok ortada, lafın gelişi işte. ama ben o ayran budalası gibi ağzını açıp, ağzından çıkacak iki kelimeyle çocuğunu etiketleyecek olan kadınlara inanamıyorum. bir süre sonra bu akıl verme işi, tecrübe satmaya dönüyor. para kazanıyor, statü kazanıyor, hayran kazanıyor. fancluplar bile açılıyor adına. değişik...






sonra mesela, biri 35 kilo falan veriyor. başta onu yedim, bunu yemedim falan derken bir anda direksiyonu kırıyor tam tersine ve "diyet kişiye özeldir, benim yediğimi içtiğimi bırakın içinize yönelin, aynaya bakın ve kim olmak istediğinizi düşünün" vs. gibi kişisel gelişim kitaplarından arak cümleler anlatmaya başlıyor. ya yağdan, proteinden ne ara kişisel gelişime geldik, ben anlamadım vallahi?! arada bir yerde konudan koptuysam demek?! bu kadar laf salatasının ardından "devamı kitabımda" demeye başlamışsa, tecrübe satılacaktır demektir.




bilemiyorum altan bilemiyorum.....


bu tarz insanlara diyecek bir şey yok asıl sorun onları bu hale getirenlerde. evet, her insan hayatının belli başlı dönüm noktalarında "başardım" hissini yaşar. bu bazılarımız için üniversitedir, bazılarımız için spordur, sanattır, bazılarımız için anneliktir, bazılarımız içinse kilo vermektir. ve o heyecanla bunu herkesle paylaşmak istersin, bu da normal. ben de arin ile akran çocukları olan arkadaşlarıma danışıyorum ya da ne bileyim mesela igde bir arkadaşım var, çok güzel kilo verdi ve gerçekten yediğini içtiğini söylemeyerek, "farkındalık" olarak adlandırdığı bir kişisel gelişim yolunu takip ederek verdi kilolarını. kastettiğim bunlar değil. benim dediğim şu ki; uyanık insanlar çok fazla ve saf insanlar da çok fazla. üstünüzden para, statü vs. kazandırmayın. kimse kimseden üstün değil ve kimse üstün başarılar falan elde etmiyor.


ha bu arada...15 kiloyu nasıl verdim biliyor musunuz? içime döndüm, aynada olmak istediğim kadını hayal ettim, yemeği içselleştirdim....ahahahaa!! yok laaan akşamları yemek yemiyorum! açım oğlum açım ne içime dönmesi, iç mi kaldı allasen?!