aslında gün içinde aklıma yazacak bir çok şey geliyor..mesela yine çalışan çalışmayan anne/çocuğa kim bakmalı falan tartışmaları başladı..sanki bu konuda çok şey yazmışım - söylemişim gibi geliyor, yazasım yok o yüzden..tek bir şey söyleyeceğim bilogcan; insan çalışmalı! kadın erkek ana bana fark etmez insan çalışmalı ki hayatını idame ettirebilsin! artık tarih öncesi çağlarda yaşamıyoruz erkekler avcı kadınlar toplayıcı diil maalesef, hayat gün be gün zorlaşırken aksini pek de düşünemiyorum..
neyse yazmicaktım bu konuda..
sonra arada bir (aslında sıklıkla) gerek instagramda gerek facebookta insanlarda atarlanmalar görüyorum.."hey sen! beni gizlice takip etmeyi bırak! beni kıskanıyorsun oh çatla!" falan gibi şeyler..geçenlerde yine böle şeyler okuyunca bi düşündüm acaba beni gizlice takip eden var mıdır, kıskanan birileri var mıdır diye..hayatımda atar yapmayı düşündüğüm kimse yok..büyümüşüm demek ki hayatla hesaplarımı kapamışım! hadi len! hesap mesap kapama falan bak bak bak laflara büyümüşmüş! işin aslı bilogcan ben hiç bir zaman insanları ciddiye almadım tam olarak..o yüzden bence ne kıskananım vardır ne de gizli takipçim :) aynı adamla 10 yıldır beraberim ayol, istikrarlı bi insanım neticede bi çok konuda :) o zaman diyorum ki "hey sen gizli takipçim varsan bi haber et len ben de iki atarlı cümle çiziktireyim eksik kalmayayım!"
bu konuda da yazmicam..
geçenlerde bir de çok takip edilen hesaplardaki takipçi kılığındaki müritlere takıldım..hani hemen avukatlaşıp savunmaya geçenler..takip ettiği kişiyi ilahlaştıranlar! ya hayat kısa canlarım ciğerlerim bi sakin olun demek istiyorum ama saldıracaklar diye tırsıyorum! Allah böyle şuursuzlardan korusun hepimizi ne diyeyim..
çok fazla yazacak bişi yok sanki bu konuda ha?!
dün televizyon izlerken bir illüzyoniste denk geldik..biliyo musun bilogcan ben sihirbazları izlemekten nefret ederim! çünkü çok ama çok vallahi cidden fena sinirleniyorum onları izlerken! ya nası yapıyolar ya nasııı?? ben çocukken bir partiye gitmiştik 23 nisan partisiydi..10 yaşında falanım..sermet erkin gösteri yapmıştı..beni de sahneye çağırmıştı..elimde iki top vardı bişiler yaptı ve o iki top onun cebindeydi! sonra yine bişiler yaptı ve o iki top elimdeydi! bak üzerinden 20 seneden fazla geçti belki de hala çözemedim! ay yemin ederim şu an yazarken bile sinirden ellerim titriyo! hayret bişi ya! düşünsene bilogcan arin bu işe merak sararmış yapıp yapıp bana hileleri söylemezmiş! Allah korusun!!!!
bu konu da kısır, hem bu sinirimi bilen "gizli takipçim" varsa beni deli edebilir açık vermeyelim :p
arin'den haberler vereyim diyorum ama bişi yok doğru düzgün..canı isterse yürüyo ama genelde emeklemeyi tercih ediyo..ali babanın çiftliğindeki kargaların "gak gak" dediğini iddia ediyor mesela, gidip görmedim bilemem..bi de berkay mı berksan mı neyse onun "gel gel gel gel çok özledim" diye bi şarkısı var, herifle birlikte birine "gel gel gel" diyo ama kime anlamadım, bana diyodur umarım! bizim yatağın üzerine çıkıyo yatak başına tutunup ayağa kalkıyor, bi - ki - üç dediğimizde hop diye kendini yatağa atıyo, ahhhh eriyorummm! elleriyle gözlerini kapatınca görünmez olduğunu sanıyor, "aa arin nerde yahu?!" diyince hemen kaldırıyor ellerini kahkaha atıyor, bayılıyorummm! yemek yerken durup dururken alkış yapıyor, bize de yaptırıyor.. ^.^ elinden tutup yürütünce kendi istediği yöne yöneltiyor, fizana giderim ben onunla! bi de çok güzel "anne" diyo! en güzel o "anne" diyor! <3
bu konuda sabahlara kadar fasikül fasikül yazabilirim ama yaşamak daha tatlı geliyor! :)
30 Ocak 2015 Cuma
12 Ocak 2015 Pazartesi
yani şekerim işe gelince resmen dinleniyorum!
bunu söyleyen bir kadın guruhu var..ve bence gerizekalılar!
bazen haftasonları gerçekten yoruluyorum..hiç kalkmadan yarım saat oturayım istiyorum mesela..yemek yerken başkasına da yedirmeyeyim istiyorum..gözüm hep birisinin üzerinde olmasın istiyorum..ama yine de bir işe gideyim de dinleneyim demiyorum!
anneliğin kariyer olup olmadığını tartışıyoruz..değil diyoruz.."aa ne haddine bunu söyleyenin" diyoruz ama en ufak bir şeyde anneliğimizi kariyerimizle karşılaştırıyoruz..ya da bir anlık gaflet mi acaba?
bir kısım çalışan anne var ve daima evde oturup çocuk bakanların daha çok yorulduklarından, bir çayı bile sıcak sıcak içemediklerinden falan bahsediyorlar..ve bence, bak bilogcan çok açık söylüyorum, evde çocuklarına bakan, yaşamına, parasına, camiada ünlü olan annelere özendikleri için, onlara yaranmak adına böyle söylüyorlar! yoksa mümkün diil hem işte hem evde çalışan, bırak çocukluyu, çocuksuz bir kadının bile böyle söylemesi mümkün diil! yemezler cicim ben de çalışıyorum çünkü!
evet iş yerinde yarım saat kıçının üzerinde oturabiliyorsun..evet kahvenin dumanı daha ofisin tavanına varamadan içebiliyorsun..evet yemek de yiyebiliyorsun rahat rahat..ama başında sana patron olan normalde belki iki kelam etmeyeceğin birininbazen çoğunlukla gereksiz isteklerini, atarlanmalarını da çekiyorsun.."başkası" için iş yapıyorsun..firma sahibi sensen bilemem tabii, patronluk nasıl bişi ben yaşamadım!
kıçını iki seksen yaymış ofis sandalyesinde otururken önceden "schedule" edilmemiş ani bir "meeting" için derhal "aksiyon" alabiliyorsun da iki gün çocuğunun peşinden koştuğunda çok mu yoruluyorsun?
bak bilogcan..ben çalışan anne olmaktan memnunum..çok abartı vicdan azapları da yaşamıyorum bu konuda..bu benim işim ve ben çalışmalıyım, çocuğum için ya da ev geçindirmek için değil ben kendim için, bu dünyada var olabilmek için çalışmalıyım..yaşamak için para lazım, üretmek lazım, çalışmak lazım..
tamam daha bu sabah arin koynumda uyurken kalkıp işe gitmek zor geliyor diye söylendim..ama arin mutlu, arin sağlıklı, arin'e bir nebze de olsa daha iyi bir gelecek sağlayabilirim o yataktan kalktığımda..kendime de daha iyi bir gelecek sağlayabilirim..
ben pazartesileri işe gelince dinlenemiyorum maalesef..hafta sonu yorulmuşsam üzerine bir yorgunluk daha biniyor sadece..dinlenenler nasıl beceriyorlar hiç bir fikrim yok!
bazen haftasonları gerçekten yoruluyorum..hiç kalkmadan yarım saat oturayım istiyorum mesela..yemek yerken başkasına da yedirmeyeyim istiyorum..gözüm hep birisinin üzerinde olmasın istiyorum..ama yine de bir işe gideyim de dinleneyim demiyorum!
anneliğin kariyer olup olmadığını tartışıyoruz..değil diyoruz.."aa ne haddine bunu söyleyenin" diyoruz ama en ufak bir şeyde anneliğimizi kariyerimizle karşılaştırıyoruz..ya da bir anlık gaflet mi acaba?
bir kısım çalışan anne var ve daima evde oturup çocuk bakanların daha çok yorulduklarından, bir çayı bile sıcak sıcak içemediklerinden falan bahsediyorlar..ve bence, bak bilogcan çok açık söylüyorum, evde çocuklarına bakan, yaşamına, parasına, camiada ünlü olan annelere özendikleri için, onlara yaranmak adına böyle söylüyorlar! yoksa mümkün diil hem işte hem evde çalışan, bırak çocukluyu, çocuksuz bir kadının bile böyle söylemesi mümkün diil! yemezler cicim ben de çalışıyorum çünkü!
evet iş yerinde yarım saat kıçının üzerinde oturabiliyorsun..evet kahvenin dumanı daha ofisin tavanına varamadan içebiliyorsun..evet yemek de yiyebiliyorsun rahat rahat..ama başında sana patron olan normalde belki iki kelam etmeyeceğin birinin
kıçını iki seksen yaymış ofis sandalyesinde otururken önceden "schedule" edilmemiş ani bir "meeting" için derhal "aksiyon" alabiliyorsun da iki gün çocuğunun peşinden koştuğunda çok mu yoruluyorsun?
bak bilogcan..ben çalışan anne olmaktan memnunum..çok abartı vicdan azapları da yaşamıyorum bu konuda..bu benim işim ve ben çalışmalıyım, çocuğum için ya da ev geçindirmek için değil ben kendim için, bu dünyada var olabilmek için çalışmalıyım..yaşamak için para lazım, üretmek lazım, çalışmak lazım..
tamam daha bu sabah arin koynumda uyurken kalkıp işe gitmek zor geliyor diye söylendim..ama arin mutlu, arin sağlıklı, arin'e bir nebze de olsa daha iyi bir gelecek sağlayabilirim o yataktan kalktığımda..kendime de daha iyi bir gelecek sağlayabilirim..
ben pazartesileri işe gelince dinlenemiyorum maalesef..hafta sonu yorulmuşsam üzerine bir yorgunluk daha biniyor sadece..dinlenenler nasıl beceriyorlar hiç bir fikrim yok!
31 Aralık 2014 Çarşamba
merhaba yeni yıl hoşgeldin!
2014'e girerken beklentilerimi bir kağıda yazıp buzdolabına asmıştım..çok şükür gerçekleştiler..
2015'ten çok fazla bir beklentim yok..
2013 ve 2014 eksildiğim yıllar oldu, Allah 2015'te kimseyi başımdan eksik etmesin..
2013 çoğaldığım 2014 büyüttüğüm yıllar oldu.. Allah daha nicelerini göstersin..
arin'im canım oğlum ömrüm çok mutlu çok sağlıklı olsun..
ailem mutlu ve sağlıklı olsun..
aras'ım canım herşeyim beni çok sevsin..
2015 güzel bir yıl olsun..sevdiklerim benimle olsun..
başka da bir şey istemiyorum..
merhaba yeni yıl hoşgeldin!
2015'ten çok fazla bir beklentim yok..
2013 ve 2014 eksildiğim yıllar oldu, Allah 2015'te kimseyi başımdan eksik etmesin..
2013 çoğaldığım 2014 büyüttüğüm yıllar oldu.. Allah daha nicelerini göstersin..
arin'im canım oğlum ömrüm çok mutlu çok sağlıklı olsun..
ailem mutlu ve sağlıklı olsun..
aras'ım canım herşeyim beni çok sevsin..
2015 güzel bir yıl olsun..sevdiklerim benimle olsun..
başka da bir şey istemiyorum..
merhaba yeni yıl hoşgeldin!
17 Aralık 2014 Çarşamba
anlamadım bıbıcım!
tam bir sene geçti tarihi yolsuzluğun üzerinden..
merak ediyorum acaba bilal anladı mı neler olup bittiğini?
paraların "sıfırlanamayan" kısmı nereye gitti?
bu bir senede paraların üzerine yenileri eklendi mi?
çok ünlü muhterem san'atçımızın çocuğunun psikolojisi nooldu?
reza efendi cari açığı kapatabildi mi?
bakanın saatinin pili bitti mi?
"önünde yatılacaklar" listesine yeni kişiler eklendi mi?
şehrizar konaklarındaki yeni komşular hoşgeldine gelip gitti mi?
ayakkabı kutuları dolup taşmaya devam ediyor mu?
bu millet bütün bu olanları hala hatırlıyor mu?
bizim ülkemizde hırsızsan iş bulamazsın, kız alamazsın, saygı ve sevgi göremezsin..ama devletin en tepesine çıkabilirsin!
#hırsızvar
merak ediyorum acaba bilal anladı mı neler olup bittiğini?
paraların "sıfırlanamayan" kısmı nereye gitti?
bu bir senede paraların üzerine yenileri eklendi mi?
çok ünlü muhterem san'atçımızın çocuğunun psikolojisi nooldu?
reza efendi cari açığı kapatabildi mi?
bakanın saatinin pili bitti mi?
"önünde yatılacaklar" listesine yeni kişiler eklendi mi?
şehrizar konaklarındaki yeni komşular hoşgeldine gelip gitti mi?
ayakkabı kutuları dolup taşmaya devam ediyor mu?
bu millet bütün bu olanları hala hatırlıyor mu?
bizim ülkemizde hırsızsan iş bulamazsın, kız alamazsın, saygı ve sevgi göremezsin..ama devletin en tepesine çıkabilirsin!
#hırsızvar
8 Aralık 2014 Pazartesi
pozitif doğum hikayesi
"şu an dört kilo..kafası da bu haftaya göre 2 cm büyük..ama sen de ufak tefek bi kadın diilsin..normal istiyorsan sorun yok ama sen bilirsin..karar senin.."
"yaa fahri bey ama tam 39. hafta bayram haftası..siz de burada yoksunuz ya sancım tutarsa.."
"sanmıyorum 40 haftayı doldurur bence..bayramdan önce de alabiliriz bi sorun yok ama karar senin..doğurturum ben seni.."
"hayır yani bari dalmaya gitmeseydiniz..yurtiçi olsaydı..şimdi ne gerek var ki tatil yapmanıza..ben eşinizi ikna ederim, valla! hayır denizin üzerinde olsanız neyse de denizin altında ulaşamam ki ben size! hem mısır karışık boşverin siz yeaa gitmeyiverin! :)"
"hahaha çok alemsin pelin! bekleyelim istersen korkacak bi durum yok"
sonuçta korktum! :) ya doktorum burada diilken sancım tutsaydı..yani arin dört kilonun altında olsaydı korkmazdım doktorumun burada olmamasından ama bu kadar büyük bebeği doğururken fahri beyden başkasına da güvenemezdim..
sonuçta o haftasonu yerde miyim gökte miyim anlamadan geçti..artık arin'i taşımak iyice zorlaşmıştı..oturamıyorum, kalkamıyorum, ödem ödem ödem....pazartesi tekrar gittim doktora annem de yanımda..
"cuma doğursam mı ben fahri bey?"
"sen bilirsin ben bişi diyemem..beklemek istersen bekleyelim bak yine söylüyorum.."
"ama ya dört kiloyu çıkaramazsam?"
"e o zaman sezaryene döneriz"
"peki ya siz yokken geleceği tutarsa?"
"ben seni çok iyi bir hekim arkadaşıma emanet edip gideceğim..korkma.."
"ay yok ya gelir melir..ben siz doğurtun istiyorum hem..doğurayım ben cuma günü!"
"dur o zaman ben bi aşağıyı arayayım müsait mi?"
....
"tamam cuma müsaitmiş!"
"fahri bey sabahın köründe getirtmeyin beni buraya ama uyayım ben sabah!"
"ok 12 nasıl?"
"iyi!"
"sabah 8de burada olcan ama"
"erkenmiş :) olsun gelirim..siz doğuma alana kadar uyurum yine nooolcak yea! he ama iki şartım var: bir, kocam yanımda olcak! iki, kafam yerinde olcak! kafa mühim!"
":)) hallederiz ikisini de!"
o günden itibaren cuma gününe kadar arin'i tehdit ettim..bak geliyosan gel yoksa cuma kesin geliyosun diye :) gelmedi..cuma günü geldi çattı..yok aslında perşembe günü geldi çattı!
"aşkımmmm bence bana bi gecelik daha almalıyız! pijamalarla rahat edemem tek gecelik de yetmezmiş!"
"tamam canım alalım"
"ama ben bi geceliğe yüz lira vermem..tüccarbaşında pazar var hadi pazara çıkalım!"
pazara çıktık..yüz lira vermedim tanesi on liradan cillop gibi iki gecelik aldım..ayrıca bi gecelik de pek ala yetti! :)
akşamında güzel bi yemek yedik koccayla..ama eve döndüğümüzde ikimizin de ağzını bıçak açmıyordu..dokuz doğuruyoduk! :)
"ay izleyip durma şu sezaryen videolarını sonra doğuma giremezsin ben tek başıma doğuramam!"
"ya bişi yok ki gircem ben!"
"amaan yatıyorum ben"
"tamam aşkım geliyorum ben de"
cuma sabah oldu..nası heyecanlıyız..e kolay mı ikiyken üç olcaz! onu aldık mı bunu aldık mı faslından ve arabaya giderken gördüğümüz herkese doğuma gidiyoruz dedikten sonra çıktık :)
bütün sevdiklerim yanımdaydı..odayı süsledik..her yerde balonlar..bi de komikli bi gözlük vardı onu taktık bekliyoruz işte anestezi uzmanı gelecek diye..
"şimdi pelin hanım belinizden yapacağız iğneyi..korkmayın kıpırdamamanız için sizi tutcaz.."
"kesin uyuşurum dimi hissetmem yani?"
"diş hekimleri uyuşturunca dudağınızı hissetmezsiniz ya bu da öle bişi"
"beni daha önce dişçi hiç uyuşturmadı..ben diş bile çektirmedim!"
"hönk! kesin uyuşursunuz korkmayın!"
sonra beni almaya geldiler..üç buçuk atıyorum ama çaktırmıyorum! güle oynaya indim ameliyathaneye..
"şimdi biraz yakacak iğne başta..bu ilk iğne o bölgeyi uyuşturmak için..epidurali bundan sonra takacağım..kımıldamamaya çalışın lütfen"
"tamam"
....
"taktınız mı?"
"evet!"
"e hissetmedim?!"
o andan itibaren bekledik ki ben uyuşayım..bacaklarım ağırlaşmaya başladı..ama ayak parmaklarımı oynatabiliyodum..
"ayak parmaklarımı oynatabiliyorum uyuşmadı?!"
buz değdirdiler bişi hissetmedim..uyuşmuşum..
doktorum geldi o arada..
"kocam nerde? fahri bey aras nerde? kesmeyin bak sakın o gelmeden! ya hissetmiyorum ki ya kesmiyosunuz dimi? aras gelsin öle başlayın bak kesmeyin sakın! kesmeee!!! :)"
"dur geliyo hazırlanıyo...hah geldi rahatla artık! :)"
"nerdeydin niye geç geldin? kesiyolar mı? napıyolar? bu örtüyü çekseler ya? hem niye geç aldılar seni?!"
"yahu geldim işte aşkım dur daha kesmediler! sakin :)"
"aşkım napıyolar? kestiler mi? ya bişi hissetmiyorum ki? ay fahri bey hani çekiştirmeleri bebek büyük diye çok hissedecektim napıyosunuz siz orada?"
"e ne güzel işte hissetmiyosun..bi de dört kilo diilmiş ne biçim rezil olacam sana!"
"dört kilo diilse bağlantılarını takın tekrar bayramdan sonra geliriz yine :)"
"ahahahaha"
uvaaaaaaaaa! en güzel ses! şimdiye kadar duyduğum en güzel ses!!!!!!
"ohaaaa martı mı doğurdum ben ya!!"
"hahahaha ayyy ne kadar kocaman bi bebek bu! maşallah!"
"doğdu mu? aşkım baksana!"
aras ayağa kalktı o ara heyecanla :)
"aras bey oturun lütfen.."
perdenin arkasından arin'i gördüm! ve hep merak ettiğim kordonu :)
"doğdu!!!!!!"
"aşkım güzel mi? aşkım napıyolar? getirsenize yahu? allalalaa çocuk benim diil mi napıyosunuz getirsenizee! :)"
"çok güzel aşkım dur temizliyolar sakin :)"
arin'i koynuma getirdiler..aras'ın eli elimde arin'in yanağı yanağımda..o an zaman dursaydı bence..sonsuza dek o anda kalsaydık......
odaya çıkarken kat hemşireleri beni gördüklerinde doğum yaptığıma inanmadılar..çünkü ben bıdır bıdır bişiler anlatıyodum ve beni getiren hemşireler kahkahadan kırılıyorlardı! zaten komik tepkilerim ve düşük çenem yüzünden ameliyathanede sürekli kahkaha sesleri vardı! akşamına da ayaklandım zaten..valla yarım saatliğine ameliyathanede bulundum askerlik anısı gibi her gördüğüme olanları anlattım hastanedeyken :)
siz pozitif doğum hikayeleri hep normal doğumlarda mı oluyo sanıyodunuz? bence bu anlattığım dünyanın en pozitif doğum hikayesi :)
"yaa fahri bey ama tam 39. hafta bayram haftası..siz de burada yoksunuz ya sancım tutarsa.."
"sanmıyorum 40 haftayı doldurur bence..bayramdan önce de alabiliriz bi sorun yok ama karar senin..doğurturum ben seni.."
"hayır yani bari dalmaya gitmeseydiniz..yurtiçi olsaydı..şimdi ne gerek var ki tatil yapmanıza..ben eşinizi ikna ederim, valla! hayır denizin üzerinde olsanız neyse de denizin altında ulaşamam ki ben size! hem mısır karışık boşverin siz yeaa gitmeyiverin! :)"
"hahaha çok alemsin pelin! bekleyelim istersen korkacak bi durum yok"
sonuçta korktum! :) ya doktorum burada diilken sancım tutsaydı..yani arin dört kilonun altında olsaydı korkmazdım doktorumun burada olmamasından ama bu kadar büyük bebeği doğururken fahri beyden başkasına da güvenemezdim..
sonuçta o haftasonu yerde miyim gökte miyim anlamadan geçti..artık arin'i taşımak iyice zorlaşmıştı..oturamıyorum, kalkamıyorum, ödem ödem ödem....pazartesi tekrar gittim doktora annem de yanımda..
"cuma doğursam mı ben fahri bey?"
"sen bilirsin ben bişi diyemem..beklemek istersen bekleyelim bak yine söylüyorum.."
"ama ya dört kiloyu çıkaramazsam?"
"e o zaman sezaryene döneriz"
"peki ya siz yokken geleceği tutarsa?"
"ben seni çok iyi bir hekim arkadaşıma emanet edip gideceğim..korkma.."
"ay yok ya gelir melir..ben siz doğurtun istiyorum hem..doğurayım ben cuma günü!"
"dur o zaman ben bi aşağıyı arayayım müsait mi?"
....
"tamam cuma müsaitmiş!"
"fahri bey sabahın köründe getirtmeyin beni buraya ama uyayım ben sabah!"
"ok 12 nasıl?"
"iyi!"
"sabah 8de burada olcan ama"
"erkenmiş :) olsun gelirim..siz doğuma alana kadar uyurum yine nooolcak yea! he ama iki şartım var: bir, kocam yanımda olcak! iki, kafam yerinde olcak! kafa mühim!"
":)) hallederiz ikisini de!"
o günden itibaren cuma gününe kadar arin'i tehdit ettim..bak geliyosan gel yoksa cuma kesin geliyosun diye :) gelmedi..cuma günü geldi çattı..yok aslında perşembe günü geldi çattı!
"aşkımmmm bence bana bi gecelik daha almalıyız! pijamalarla rahat edemem tek gecelik de yetmezmiş!"
"tamam canım alalım"
"ama ben bi geceliğe yüz lira vermem..tüccarbaşında pazar var hadi pazara çıkalım!"
pazara çıktık..yüz lira vermedim tanesi on liradan cillop gibi iki gecelik aldım..ayrıca bi gecelik de pek ala yetti! :)
akşamında güzel bi yemek yedik koccayla..ama eve döndüğümüzde ikimizin de ağzını bıçak açmıyordu..dokuz doğuruyoduk! :)
"ay izleyip durma şu sezaryen videolarını sonra doğuma giremezsin ben tek başıma doğuramam!"
"ya bişi yok ki gircem ben!"
"amaan yatıyorum ben"
"tamam aşkım geliyorum ben de"
cuma sabah oldu..nası heyecanlıyız..e kolay mı ikiyken üç olcaz! onu aldık mı bunu aldık mı faslından ve arabaya giderken gördüğümüz herkese doğuma gidiyoruz dedikten sonra çıktık :)
bütün sevdiklerim yanımdaydı..odayı süsledik..her yerde balonlar..bi de komikli bi gözlük vardı onu taktık bekliyoruz işte anestezi uzmanı gelecek diye..
"şimdi pelin hanım belinizden yapacağız iğneyi..korkmayın kıpırdamamanız için sizi tutcaz.."
"kesin uyuşurum dimi hissetmem yani?"
"diş hekimleri uyuşturunca dudağınızı hissetmezsiniz ya bu da öle bişi"
"beni daha önce dişçi hiç uyuşturmadı..ben diş bile çektirmedim!"
"hönk! kesin uyuşursunuz korkmayın!"
sonra beni almaya geldiler..üç buçuk atıyorum ama çaktırmıyorum! güle oynaya indim ameliyathaneye..
"şimdi biraz yakacak iğne başta..bu ilk iğne o bölgeyi uyuşturmak için..epidurali bundan sonra takacağım..kımıldamamaya çalışın lütfen"
"tamam"
....
"taktınız mı?"
"evet!"
"e hissetmedim?!"
o andan itibaren bekledik ki ben uyuşayım..bacaklarım ağırlaşmaya başladı..ama ayak parmaklarımı oynatabiliyodum..
"ayak parmaklarımı oynatabiliyorum uyuşmadı?!"
buz değdirdiler bişi hissetmedim..uyuşmuşum..
doktorum geldi o arada..
"kocam nerde? fahri bey aras nerde? kesmeyin bak sakın o gelmeden! ya hissetmiyorum ki ya kesmiyosunuz dimi? aras gelsin öle başlayın bak kesmeyin sakın! kesmeee!!! :)"
"dur geliyo hazırlanıyo...hah geldi rahatla artık! :)"
"nerdeydin niye geç geldin? kesiyolar mı? napıyolar? bu örtüyü çekseler ya? hem niye geç aldılar seni?!"
"yahu geldim işte aşkım dur daha kesmediler! sakin :)"
"aşkım napıyolar? kestiler mi? ya bişi hissetmiyorum ki? ay fahri bey hani çekiştirmeleri bebek büyük diye çok hissedecektim napıyosunuz siz orada?"
"e ne güzel işte hissetmiyosun..bi de dört kilo diilmiş ne biçim rezil olacam sana!"
"dört kilo diilse bağlantılarını takın tekrar bayramdan sonra geliriz yine :)"
"ahahahaha"
uvaaaaaaaaa! en güzel ses! şimdiye kadar duyduğum en güzel ses!!!!!!
"ohaaaa martı mı doğurdum ben ya!!"
"hahahaha ayyy ne kadar kocaman bi bebek bu! maşallah!"
"doğdu mu? aşkım baksana!"
aras ayağa kalktı o ara heyecanla :)
"aras bey oturun lütfen.."
perdenin arkasından arin'i gördüm! ve hep merak ettiğim kordonu :)
"doğdu!!!!!!"
"aşkım güzel mi? aşkım napıyolar? getirsenize yahu? allalalaa çocuk benim diil mi napıyosunuz getirsenizee! :)"
"çok güzel aşkım dur temizliyolar sakin :)"
arin'i koynuma getirdiler..aras'ın eli elimde arin'in yanağı yanağımda..o an zaman dursaydı bence..sonsuza dek o anda kalsaydık......
odaya çıkarken kat hemşireleri beni gördüklerinde doğum yaptığıma inanmadılar..çünkü ben bıdır bıdır bişiler anlatıyodum ve beni getiren hemşireler kahkahadan kırılıyorlardı! zaten komik tepkilerim ve düşük çenem yüzünden ameliyathanede sürekli kahkaha sesleri vardı! akşamına da ayaklandım zaten..valla yarım saatliğine ameliyathanede bulundum askerlik anısı gibi her gördüğüme olanları anlattım hastanedeyken :)
siz pozitif doğum hikayeleri hep normal doğumlarda mı oluyo sanıyodunuz? bence bu anlattığım dünyanın en pozitif doğum hikayesi :)
Etiketler:
doğum,
doğum hikayesi,
dr. fahri akbaş,
epidural sezaryen,
Kadıköy şifa hastanesi,
pozitif doğum hikayeleri,
sezaryen
18 Kasım 2014 Salı
bizim zamanımızda..
bir bilgisayara sahip olduğumda 6, hadi bilemedin 7 yaşındaydım.. (annem kesin biliyodur kesin!) benim neslim için oldukça erken bi yaş..mahallede bizden başka kimsede bilgisayar yoktu..komşu çocukları falan oyun oynamaya gelirlerdi..biz de oynardık..ama yine de sokak daha cazip gelirdi..
ben kendimi bildim bileli evimizde televizyon var..çok fazla kapalı da görmedim televizyonu :) bizim evimiz televizyon izlenen bir evdi yani..ama ben lise sondayken bile akşamları bir dizi izleme hakkım vardı ve o zaman diziler şimdiki gibi gece yarıları bitmezdi, saat dokuz civarı biterdi..sonra yatak..kurallar böyle..hala parlament gece sineması nası bişeydi bilmem..o konu çok gizemli, o müzikten sonra ne çıkıyodu acaba?! :)
telefon da vardı hep..neyse..telefon konusunda pek konuşmayalım bence, zira aile bütçemizi az yerle bir etmedim.. O_o
kendime ait bi cep telefonum üniversiteye başladığımda oldu..ondan önce babamınkini az sömürmedim..cep telefonuyla da 11 -12 yaşında tanışmışımdır sanırım (piyasaya çıktığı ilk yıl)
ilk laptop bilgisayarla da 10 yaşlarında falan tanıştım..çok havalı geliyordu bana o zamanlar..
sonra teknoloji ilerledi tabletler, akıllı telefonlar, lcdler falanlar filanlar..
akıllı telefonumu bana evlendiğim yaz doğum günü hediyesi olarak kocca almıştı..valla hala hakim diilim akıllı telefon özelliklerine..işime yarayan herşey ana ekranda duruyo..arada hafıza doluyo falan diyo onu da kocca hallediyo..
bacak kadarken bilgisayarım oldu ama bilgisayar konusunda hala mal gibiyim! işe yarar temel şeyleri biliyorum..geri kalanları da başım sıkışınca öğrenmeye çalışıyorum..he evet word de yazı mazı yazabiliyorum, excel de basit tablolar falan yapıyorum ama o kadar..fazlasını bilmiyorum..aslında cv'mde yazan "office programlarını biliyorum" ifadesi tamamen yalan!
televizyonu ilk ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum, o kadar uzun süredir hayatımda ama mesela hala kanal kurulumu yapmak için bile bin tane yeri kurcalamam gerekiyor..hele yeni televizyonların kumandaları bana adeta uzay mekiği paneli gibi geliyo..
laptop'ı çok güzel açarım kaparım ve düşürürüm! notebook ile aralarında bi fark var mı bilmem!
tablet'i kullanmayı beceremiyorum..klavye insanıyım ben..
benim ailem beni bilinçli bi şekilde teknolojiden uzak tutmadı..ben meraklı diildim..ve dolasıyla bi türlü hakkıyla öğrenemedim bu aletleri kullanmayı..günümüzde geldiğimiz noktaya bakarsak bu aletler olmadan hiç bi bok yapamıyoruz aslında ve ben bi çok şeyi el yordamıyla yapmak/bulmak zorunda kalabiliyorum..
çocuklarına hiç cep telefonu, tablet vermeyen, televizyon izlemeyen hatta evine televizyon almayan aileler biliyorum..ben 31 yaşındayım..yukarıda anlattıklarım, doğumumdan itibaren düşünürsek, teknolojinin 31 senede geldiği nokta aslında..yani 31 senede elimiz kolumuz bağlandı bu aletlere..benim 3,5 sene önce evlenirken aldığım son model televizyon eskidi bile! telefonum yakında akıllı telefonların atası sayılacak! laptoplar ya da notebooklar artık demode..tabletler bile eskisi kadar kullanılmıyo..akıllı telefonlar yetiyo..sağım solum aplikasyon..diyete mi girdin? hoop bin tane aplikasyondan seç istediğini..hamile misin? hafta hafta gebelik aplikasyonları gırla..seç al..
teknoloji bu kadar hayatımızdayken ben çocuğumu ondan mahrum büyütmeyi göze alamıyorum..evet zihinsel gelişimi için zararlı olabiliyorlar biliyorum ama burada bahsettiğim 1 yaşındaki çocuğumun eline telefon vermek önüne televizyon koymak diil..ama "asla vermem/açmam" gibi keskin yargılar yerine benim kontrolüm altında izleyebilir, oynayabilir..çünkü çocukken bizim gerçeğimiz nasıl sokakta oyunsa onların gerçeği de bu..biz beğensek de beğenmesek de bu çocuklar bi kaç seneye bu aletler olmadan hiçbir şey yapamayacaklar..elleri ayakları olacak onların teknoloji ve bizden çok daha çok çok daha iç içe olacaklar..
bilmiyorum bu konuyu bi uzmanla konuşmak falan çok daha sağlıklı olacaktır elbette..ama dediğim gibi bence dünyanın şimdiki düzenini göz önünde bulundurursak gelecek için az çok tutarlı tahminlerde bulunabiliriz..ve teknolojinin hızı o kadar ileri ki..sanki bizim neslimiz gibi kıyısında köşesinden azıcık ondan azıcık bundan diye diye ilgilenirse çok geride kalacakmış gibi geliyor..
aslında çok da tartışmaya da gerek yok..bu sıpalar teknolojinin içine doğuyolar..annem benim cinsiyetimi dahi iplerle yüzüklerle anlamaya çalışırken ben arin'in doğum kilosunu, boyunu, kaşını gözünü burnunu daha doğurmadan biliyodum..ne kadar engellesek de öğrenecekler..öğrenmek zorundalar..onların neslinin gerçeği de bu..biz istediğimiz kadar "bizim zamanımızda" diyelim!
ben kendimi bildim bileli evimizde televizyon var..çok fazla kapalı da görmedim televizyonu :) bizim evimiz televizyon izlenen bir evdi yani..ama ben lise sondayken bile akşamları bir dizi izleme hakkım vardı ve o zaman diziler şimdiki gibi gece yarıları bitmezdi, saat dokuz civarı biterdi..sonra yatak..kurallar böyle..hala parlament gece sineması nası bişeydi bilmem..o konu çok gizemli, o müzikten sonra ne çıkıyodu acaba?! :)
telefon da vardı hep..neyse..telefon konusunda pek konuşmayalım bence, zira aile bütçemizi az yerle bir etmedim.. O_o
kendime ait bi cep telefonum üniversiteye başladığımda oldu..ondan önce babamınkini az sömürmedim..cep telefonuyla da 11 -12 yaşında tanışmışımdır sanırım (piyasaya çıktığı ilk yıl)
ilk laptop bilgisayarla da 10 yaşlarında falan tanıştım..çok havalı geliyordu bana o zamanlar..
sonra teknoloji ilerledi tabletler, akıllı telefonlar, lcdler falanlar filanlar..
akıllı telefonumu bana evlendiğim yaz doğum günü hediyesi olarak kocca almıştı..valla hala hakim diilim akıllı telefon özelliklerine..işime yarayan herşey ana ekranda duruyo..arada hafıza doluyo falan diyo onu da kocca hallediyo..
bacak kadarken bilgisayarım oldu ama bilgisayar konusunda hala mal gibiyim! işe yarar temel şeyleri biliyorum..geri kalanları da başım sıkışınca öğrenmeye çalışıyorum..he evet word de yazı mazı yazabiliyorum, excel de basit tablolar falan yapıyorum ama o kadar..fazlasını bilmiyorum..aslında cv'mde yazan "office programlarını biliyorum" ifadesi tamamen yalan!
televizyonu ilk ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum, o kadar uzun süredir hayatımda ama mesela hala kanal kurulumu yapmak için bile bin tane yeri kurcalamam gerekiyor..hele yeni televizyonların kumandaları bana adeta uzay mekiği paneli gibi geliyo..
laptop'ı çok güzel açarım kaparım ve düşürürüm! notebook ile aralarında bi fark var mı bilmem!
tablet'i kullanmayı beceremiyorum..klavye insanıyım ben..
benim ailem beni bilinçli bi şekilde teknolojiden uzak tutmadı..ben meraklı diildim..ve dolasıyla bi türlü hakkıyla öğrenemedim bu aletleri kullanmayı..günümüzde geldiğimiz noktaya bakarsak bu aletler olmadan hiç bi bok yapamıyoruz aslında ve ben bi çok şeyi el yordamıyla yapmak/bulmak zorunda kalabiliyorum..
çocuklarına hiç cep telefonu, tablet vermeyen, televizyon izlemeyen hatta evine televizyon almayan aileler biliyorum..ben 31 yaşındayım..yukarıda anlattıklarım, doğumumdan itibaren düşünürsek, teknolojinin 31 senede geldiği nokta aslında..yani 31 senede elimiz kolumuz bağlandı bu aletlere..benim 3,5 sene önce evlenirken aldığım son model televizyon eskidi bile! telefonum yakında akıllı telefonların atası sayılacak! laptoplar ya da notebooklar artık demode..tabletler bile eskisi kadar kullanılmıyo..akıllı telefonlar yetiyo..sağım solum aplikasyon..diyete mi girdin? hoop bin tane aplikasyondan seç istediğini..hamile misin? hafta hafta gebelik aplikasyonları gırla..seç al..
teknoloji bu kadar hayatımızdayken ben çocuğumu ondan mahrum büyütmeyi göze alamıyorum..evet zihinsel gelişimi için zararlı olabiliyorlar biliyorum ama burada bahsettiğim 1 yaşındaki çocuğumun eline telefon vermek önüne televizyon koymak diil..ama "asla vermem/açmam" gibi keskin yargılar yerine benim kontrolüm altında izleyebilir, oynayabilir..çünkü çocukken bizim gerçeğimiz nasıl sokakta oyunsa onların gerçeği de bu..biz beğensek de beğenmesek de bu çocuklar bi kaç seneye bu aletler olmadan hiçbir şey yapamayacaklar..elleri ayakları olacak onların teknoloji ve bizden çok daha çok çok daha iç içe olacaklar..
bilmiyorum bu konuyu bi uzmanla konuşmak falan çok daha sağlıklı olacaktır elbette..ama dediğim gibi bence dünyanın şimdiki düzenini göz önünde bulundurursak gelecek için az çok tutarlı tahminlerde bulunabiliriz..ve teknolojinin hızı o kadar ileri ki..sanki bizim neslimiz gibi kıyısında köşesinden azıcık ondan azıcık bundan diye diye ilgilenirse çok geride kalacakmış gibi geliyor..
aslında çok da tartışmaya da gerek yok..bu sıpalar teknolojinin içine doğuyolar..annem benim cinsiyetimi dahi iplerle yüzüklerle anlamaya çalışırken ben arin'in doğum kilosunu, boyunu, kaşını gözünü burnunu daha doğurmadan biliyodum..ne kadar engellesek de öğrenecekler..öğrenmek zorundalar..onların neslinin gerçeği de bu..biz istediğimiz kadar "bizim zamanımızda" diyelim!
4 Kasım 2014 Salı
düdük 1 yaşında!
arin 11.10.2014 tarihinde bir yaşına bastı bilogcan!
evde aile arasında bi kutlama yaptık..herşeyden önce arin mutlu ve keyifliydi, gerisi mühim diil! :)
tabii ki her modern, şehirli, herşeyi pek bir bilen bir anne olarak (!) temalı bi doğumgünü yaptım..ama seçtiğim tema en hafif tabiriyle canıma okudu! çünkü bu temada hazır hiçbir şey bulunamıyor! kafayı yedim ve yedirttim! tema canavardı..açıkçası bi organizasyon şirketine binlerce lira bayılmak da işime gelmedi..netice bu bi bebek doğumgünü, sanki düğün yapıyomuşcasına koşturmak bana saçma geliyor..elimden geldiğince kendim hazırladım süsleri püsleri..dur şimdi resimlerin altına yazarım neler yapmışım :)
tabii ki internette gördüm..evde ne kadar sürahi varsa topladım, oynak gözleri yapıştırdım..ancak çok sağlam bi yapıştırıcı kullanmışım sürahiler hala "gözlü"!
sandviçler canavara benzemiş ama dimi? :) sarı turuncu canavar gözleri süsünü ben yaptım mesela :) arkadaki çikolatalı şeyler de aslında mozaik pasta! top top yapıp dondurdum sonra da herkesten çok yedim! o_O
kurabiyeler anane elinden :)
arin pastasının kremasının tadına bakıyor :) pek sevmedi! ama çok lezzetliydi :) pastanın içi ananeden dışındaki figürler benden! yakın halini çekmemişiz yahu! o_O
şu canavar ağzı şeysini de ben yaptım :) arkadaki eti pufları da ben süsledim :) pek de yeteneksiz diilmişim aslında ;)
bu da aile fotomuz :) arkadaki flama ve poster amca & baba ortak yapımı :)
iyi ki doğmuş benim sıpam! iyi ki doğurmuşum! :) ne kadar nefis bi yıldı bu ilk yıl! bin yıl olsun inşallah! <3
çok seviyorum seni arin'im bebeğim çok! <3
evde aile arasında bi kutlama yaptık..herşeyden önce arin mutlu ve keyifliydi, gerisi mühim diil! :)
tabii ki her modern, şehirli, herşeyi pek bir bilen bir anne olarak (!) temalı bi doğumgünü yaptım..ama seçtiğim tema en hafif tabiriyle canıma okudu! çünkü bu temada hazır hiçbir şey bulunamıyor! kafayı yedim ve yedirttim! tema canavardı..açıkçası bi organizasyon şirketine binlerce lira bayılmak da işime gelmedi..netice bu bi bebek doğumgünü, sanki düğün yapıyomuşcasına koşturmak bana saçma geliyor..elimden geldiğince kendim hazırladım süsleri püsleri..dur şimdi resimlerin altına yazarım neler yapmışım :)
tabii ki internette gördüm..evde ne kadar sürahi varsa topladım, oynak gözleri yapıştırdım..ancak çok sağlam bi yapıştırıcı kullanmışım sürahiler hala "gözlü"!
sandviçler canavara benzemiş ama dimi? :) sarı turuncu canavar gözleri süsünü ben yaptım mesela :) arkadaki çikolatalı şeyler de aslında mozaik pasta! top top yapıp dondurdum sonra da herkesten çok yedim! o_O
kurabiyeler anane elinden :)
arin pastasının kremasının tadına bakıyor :) pek sevmedi! ama çok lezzetliydi :) pastanın içi ananeden dışındaki figürler benden! yakın halini çekmemişiz yahu! o_O
şu canavar ağzı şeysini de ben yaptım :) arkadaki eti pufları da ben süsledim :) pek de yeteneksiz diilmişim aslında ;)
bu da aile fotomuz :) arkadaki flama ve poster amca & baba ortak yapımı :)
iyi ki doğmuş benim sıpam! iyi ki doğurmuşum! :) ne kadar nefis bi yıldı bu ilk yıl! bin yıl olsun inşallah! <3
çok seviyorum seni arin'im bebeğim çok! <3
Etiketler:
arin,
aşk,
bir yaş,
canavar teması,
doğumgünü,
ilk doğumgünü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)