mart ayındayız arincim..martın yarısı kış yarısı yaz derler. şu an hava buz gibi, kış olan yarısını tamamlamaya çalışıyoruz.
şimdi sana yolda gelirken gördüğüm çiçek açmış ağaçları anlatmak isterdim, kedilerin nasıl miyavladığını, en saçma yerlerde dahi açabilen papatyaları, sabahları artık kuş sesleriyle uyandığımızı, sahil günlerine ne kadar az kaldığını anlatmak isterdim...
ama dedim ya martın kış bölümündeyiz...
ankara..bizim başkentimiz. ben bir kaç kere gittim. biraz aklın ermeye başlayınca seni de götürmek istiyoruz babanla, hani yeni yeni adını söylemeye başladığın Atatürk var ya, onun kabrine götürmek istiyoruz seni, ilk meclise de götürmek istiyoruz. bunları bilmeni, öğrenmeni, gerçekten özümsemeni çok istiyor ve önemsiyoruz.
ankara'yı herkes sevmez. deniz yok ya içinde, biraz hor görürler. gri şehir derler. bozkırın ortasıdır, sakin bir memur şehridir, öyle anlatılır en azından. ben severim, belki de hep güzel bir arkadaşımı ziyaret etmek için gittiğimden sevdim ben ankara'yı..
ülkenin tam ortasında olduğu için, diğer şehirlere bağlantısı kolay olduğu için ve ülkenin ortasında olmasından dolayı güvenli olduğu için ankara başkent olarak seçilmiş.
güvenli olduğu için...
1923 yılında başkent seçilmiş ankara. güvenli olduğu için..
ve şimdi..son 6 ayda, tam olarak 6 ay bile değil, ankara'da 3. terör saldırısı oldu oğlum. 3! 3 kere içimiz yandı, 3 kere öldü insanlar..
zor bir coğrafyada büyüyorsun..özür dilerim ve ben, beni senden özür dilemek zorunda bırakanlardan nefret ediyorum.
büyü oğlum. sağlıkla mutlulukla büyü..ömrün boyunca tüm güzellikler yoldaşın olsun..büyü ve iyi bir insan ol..büyü ve dünya değişsin, güzelleşsin..
hepimizin içinde dünyayı değiştirebilme, güzelleştirebilme gücü var..ben bu yaşıma kadar ortaya çıkarmayı başaramadım..ama sen çıkar o gücü ortaya..kimbilir belki ben o gücü "sen" olarak çıkardım aslında!
seni seviyorum..seni aklının alamayacağı kadar çok seviyorum!
16 Mart 2016 Çarşamba
4 Mart 2016 Cuma
bir ilişki uzmanı olarak, ben!
tüm zamanların en meşhur sorularındandır: evlilik aşkı öldürür mü?
cevabı yok bu sorunun. evlilikten ve aşktan ne beklediğinize bağlı. haftanın birkaç en süslü püslü halinizle buluştuğunuz adam bir anda sizi suratınızda yastık iziyle görüyor ya da siz en yakışıklı haliyle buluştuğunuz adamı bir anda gözünde çapaklarla görüyorsunuz. aşkımın her hali bana güzel diyebilirsiniz, zaten kimse sadece dış görünüşe aldanıp evlenmez. ama işin içine bir ev sorumluluğu girince şöyle bir afallıyor insan. işte sanırım aşkın bittiği sanrısı buradan çıkıyor. hayatı her manasıyla beraber ele alıyorsanız bence bu devreden alnınızın akıyla çıkarsınız, aşk da dolu dizgin gider.
neyse. ne diyorduk?
evlenmeye karar verdiniz. tebrikler. çok heyecanlı bir gün sayma süreci. ama çok üzgünüm artık o muhteşem ilişkinizde iki kişi değilsiniz. iki adet anne iki adet baba, kardeş, görümce, kayınço, elti, yenge, meraklı komşu vs vs. bir sürü halinde yaşıyorsunuz ilişkiyi! herkesin hem ilişkiniz, hem müstabel eşiniz, hem tutacağınız ev, hem düğününüz, hem çeyiziniz, hem balayınız, hem bu süreçteki herşeyiniz hakkında illa ki bir fikri vardır demektir bu. birden ne kadar geniş bir aileye sahip olduğunuzu fark edersiniz!
sonra düğün olur, balayı olur, cicim ayları olur, kocişkoma kek yaptım, aşkıma çiçek aldım dönemleri olur ve bu "kalabalık ilişki" dönemini unutursunuz.
kocişkonuza kek yaptığınız ve aşkınıza çiçek aldığınız bir ara bir bakarsınız ki göbüşkonuzda bir bebişkonuz vardır!
nasıl deli bir mutluluk!
artık birlikte aldığınız tek sorumluluk bir evin çekip çevrilmesi değil, bir "can"dır. candan da ötedir, evlattır.
hamileliğiniz boyunca ailenizin ne kadar kalabalık olduğunu ara ara tekrar hatırlarsınız ama sanırım bu dönemde gizli bir sözleşme var, herkes sizin bu dönemin başbaşa geçireceğiniz son dönem olduğunun farkındaymışcasına pek elleşmez size.
asıl olay bebek doğunca..
bir kere lohusa kırk gün yalnız bırakılmaz inancı ve bebeğe iki kişi nasıl bakacaz paniğiyle evinizde sürekli insanlar olur. sadece iki kişi yaşadığınız ev bir anda dolar taşar. ve bu çok da kötü bir şey değildir, çünkü gerçekten çaresiz hissettiğiniz bir dönemdir ve eğer benim gibi şanslıysanız etrafınızdaki herkesin sizi ne kadar sevdiğini ve şımartmak için çabaladığını görür ve mutlu olursunuz.
sonra bebek yavaştan ortaya çıkmaya başlar ve artık bir düzen oturtmanız gerektiği gerçeğiyle karşılaşırsınız.
aha dananın kuyruğu burada kopuyor!
çünkü bebekli evde düzen oturmuyor!
artık fiziksel mi zihinsel mi yoksa ikisi birden mi bilmiyorum ama sürekli bir yorgunluk haliniz vardır. ve bu da ev ve diğer işlerle çok fazla ilgilenememenize yol açar. hele çalışan anneyseniz...bir de "iş" vardır bölünmeniz gereken.
işte çiftler en çok bu bölümde hırpalanıyorlar.
önceden tıkır tıkır işleyen bir düzen vardır (tamam pek tıkır tıkır olmasa da göze batmayan bir düzendir ve siz daha enerjiksinizdir bu düzende)
iki kişilik hesapsız bir hayatınız vardı, istediğiniz saatte uyandığınız, dışarı çıktığınız vs. şimdi ise düzen yok ama sürekli programlı olmak zorundasınız, neticede elinizde bir adet uyku saati, yemek saati, bok saati, püsür saati olan bir minik vardır ve sizin yaşam standartınız bu miniğin biyolojik saatinin tıkır tıkır işlemesiyle doğru orantıdadır.
bu arada siz kocanızın sizi anlamadığını, ne kadar yorgun olduğunuzun farkında olmadığını düşünürsünüz, kocanız ise düzene takmış ve düzen kurulmasının ne kadar mühim olduğunu düşünür ve neden kurulamadığını merak eder. ve her ikiniz de sonsuz haklısınızdır!
işte yazının başında bahsettiğim "kalabalık" burada çok ama çok önemli. aslında kalabalığın tamamı değil de bu kalabalıktaki iki tane kadın çok önemlidir ve onlar sizin ve kocanızın canıdır.
anneler!
eğer şanslıysanız, her ikisi de size bu düzen kurma yolunda sonsuz yardım ederler ve ağır aksak da olsa bir düzeniniz olur.
eğer şanslıysanız, evdeki tartışmalarda olaya tarafsız bakarlar ve sezarın hakkını sezara verirler.
eğer şanslıysanız, torunlarıyla vakit geçirmekten çekinmezler ve size tekrar bir çift olduğunuzu hatırlatan anlar verirler.
sizi bilmem ama ben son iki buçuk seneme baktığımda; üzüldüğüm anlar oldu, kırıldığım anlar oldu, kimse beni anlamıyor diye düşündüğüm anlar oldu, evet, ama totalde ben çok şanslıydım! herkes yardımcı olmak için çabaladı, anneler bir kere bile bir isteğimi(zi) geri çevirmedi. yangınlar oldu belki ama yangına körükle giden olmadı, çok şükür. Allah her ikisinden de razı olsun, ikisinin de hem benim hem oğlumun hem de kocamın üzerinde emeği büyük şu son iki buçuk yılda.
herkes çocuğun her evliliği azıcık ya da fazlasıyla ama illa ki sarstığını söyler. çünkü o güne kadar iki kişiydiniz ve bir anda ne kadar "kalabalık" olduğunuzu fark ediyorsunuz. aslında ne kadar geniş bir aileye sahip olduğunuzu..ve bunu yönetmek çok zor.
umarım siz de benim gibi şanslılardansınızdır. kendinizi şanssızlardan görüyorsanız, maalesef önerebileceğim bir çıkış yolu yok. ama duruma biraz uzaktan bakın ve konuşun. ne hissediyorsanız, ne hissettiriliyorsanız anlatın. başka türlü bir çözüm gelmiyor benim aklıma.
aşk güzel şey, aşık olduğunla evlenmek güzel şey, çocuk muhteşem bir şey ama bir de bu yanı var. herkese kolaylıklar! :)
cevabı yok bu sorunun. evlilikten ve aşktan ne beklediğinize bağlı. haftanın birkaç en süslü püslü halinizle buluştuğunuz adam bir anda sizi suratınızda yastık iziyle görüyor ya da siz en yakışıklı haliyle buluştuğunuz adamı bir anda gözünde çapaklarla görüyorsunuz. aşkımın her hali bana güzel diyebilirsiniz, zaten kimse sadece dış görünüşe aldanıp evlenmez. ama işin içine bir ev sorumluluğu girince şöyle bir afallıyor insan. işte sanırım aşkın bittiği sanrısı buradan çıkıyor. hayatı her manasıyla beraber ele alıyorsanız bence bu devreden alnınızın akıyla çıkarsınız, aşk da dolu dizgin gider.
neyse. ne diyorduk?
evlenmeye karar verdiniz. tebrikler. çok heyecanlı bir gün sayma süreci. ama çok üzgünüm artık o muhteşem ilişkinizde iki kişi değilsiniz. iki adet anne iki adet baba, kardeş, görümce, kayınço, elti, yenge, meraklı komşu vs vs. bir sürü halinde yaşıyorsunuz ilişkiyi! herkesin hem ilişkiniz, hem müstabel eşiniz, hem tutacağınız ev, hem düğününüz, hem çeyiziniz, hem balayınız, hem bu süreçteki herşeyiniz hakkında illa ki bir fikri vardır demektir bu. birden ne kadar geniş bir aileye sahip olduğunuzu fark edersiniz!
sonra düğün olur, balayı olur, cicim ayları olur, kocişkoma kek yaptım, aşkıma çiçek aldım dönemleri olur ve bu "kalabalık ilişki" dönemini unutursunuz.
kocişkonuza kek yaptığınız ve aşkınıza çiçek aldığınız bir ara bir bakarsınız ki göbüşkonuzda bir bebişkonuz vardır!
nasıl deli bir mutluluk!
artık birlikte aldığınız tek sorumluluk bir evin çekip çevrilmesi değil, bir "can"dır. candan da ötedir, evlattır.
hamileliğiniz boyunca ailenizin ne kadar kalabalık olduğunu ara ara tekrar hatırlarsınız ama sanırım bu dönemde gizli bir sözleşme var, herkes sizin bu dönemin başbaşa geçireceğiniz son dönem olduğunun farkındaymışcasına pek elleşmez size.
asıl olay bebek doğunca..
bir kere lohusa kırk gün yalnız bırakılmaz inancı ve bebeğe iki kişi nasıl bakacaz paniğiyle evinizde sürekli insanlar olur. sadece iki kişi yaşadığınız ev bir anda dolar taşar. ve bu çok da kötü bir şey değildir, çünkü gerçekten çaresiz hissettiğiniz bir dönemdir ve eğer benim gibi şanslıysanız etrafınızdaki herkesin sizi ne kadar sevdiğini ve şımartmak için çabaladığını görür ve mutlu olursunuz.
sonra bebek yavaştan ortaya çıkmaya başlar ve artık bir düzen oturtmanız gerektiği gerçeğiyle karşılaşırsınız.
aha dananın kuyruğu burada kopuyor!
çünkü bebekli evde düzen oturmuyor!
artık fiziksel mi zihinsel mi yoksa ikisi birden mi bilmiyorum ama sürekli bir yorgunluk haliniz vardır. ve bu da ev ve diğer işlerle çok fazla ilgilenememenize yol açar. hele çalışan anneyseniz...bir de "iş" vardır bölünmeniz gereken.
işte çiftler en çok bu bölümde hırpalanıyorlar.
önceden tıkır tıkır işleyen bir düzen vardır (tamam pek tıkır tıkır olmasa da göze batmayan bir düzendir ve siz daha enerjiksinizdir bu düzende)
iki kişilik hesapsız bir hayatınız vardı, istediğiniz saatte uyandığınız, dışarı çıktığınız vs. şimdi ise düzen yok ama sürekli programlı olmak zorundasınız, neticede elinizde bir adet uyku saati, yemek saati, bok saati, püsür saati olan bir minik vardır ve sizin yaşam standartınız bu miniğin biyolojik saatinin tıkır tıkır işlemesiyle doğru orantıdadır.
bu arada siz kocanızın sizi anlamadığını, ne kadar yorgun olduğunuzun farkında olmadığını düşünürsünüz, kocanız ise düzene takmış ve düzen kurulmasının ne kadar mühim olduğunu düşünür ve neden kurulamadığını merak eder. ve her ikiniz de sonsuz haklısınızdır!
işte yazının başında bahsettiğim "kalabalık" burada çok ama çok önemli. aslında kalabalığın tamamı değil de bu kalabalıktaki iki tane kadın çok önemlidir ve onlar sizin ve kocanızın canıdır.
anneler!
eğer şanslıysanız, her ikisi de size bu düzen kurma yolunda sonsuz yardım ederler ve ağır aksak da olsa bir düzeniniz olur.
eğer şanslıysanız, evdeki tartışmalarda olaya tarafsız bakarlar ve sezarın hakkını sezara verirler.
eğer şanslıysanız, torunlarıyla vakit geçirmekten çekinmezler ve size tekrar bir çift olduğunuzu hatırlatan anlar verirler.
sizi bilmem ama ben son iki buçuk seneme baktığımda; üzüldüğüm anlar oldu, kırıldığım anlar oldu, kimse beni anlamıyor diye düşündüğüm anlar oldu, evet, ama totalde ben çok şanslıydım! herkes yardımcı olmak için çabaladı, anneler bir kere bile bir isteğimi(zi) geri çevirmedi. yangınlar oldu belki ama yangına körükle giden olmadı, çok şükür. Allah her ikisinden de razı olsun, ikisinin de hem benim hem oğlumun hem de kocamın üzerinde emeği büyük şu son iki buçuk yılda.
herkes çocuğun her evliliği azıcık ya da fazlasıyla ama illa ki sarstığını söyler. çünkü o güne kadar iki kişiydiniz ve bir anda ne kadar "kalabalık" olduğunuzu fark ediyorsunuz. aslında ne kadar geniş bir aileye sahip olduğunuzu..ve bunu yönetmek çok zor.
umarım siz de benim gibi şanslılardansınızdır. kendinizi şanssızlardan görüyorsanız, maalesef önerebileceğim bir çıkış yolu yok. ama duruma biraz uzaktan bakın ve konuşun. ne hissediyorsanız, ne hissettiriliyorsanız anlatın. başka türlü bir çözüm gelmiyor benim aklıma.
aşk güzel şey, aşık olduğunla evlenmek güzel şey, çocuk muhteşem bir şey ama bir de bu yanı var. herkese kolaylıklar! :)
25 Şubat 2016 Perşembe
ses kayıt cihazı
ohoo epey olmuş yazmayalı bilogcan..
nerden başlasak?!
arin baya baya konuşmaya başladı. ses kayıt cihazı gibi her lafı taklit ediyor. mesela benim sayemde çok güzel "ohaa" ve ".iktir" diyordu geçenlerde, neyse ki unuttu! evet, aynı zamanda balık hafızalı :)
yanında konuşurken oldukça dikkat etmeye çalışıyoruz çünkü cidden hemen kapıyor. bazılarını çok düzgün bazılarını ise kendine özgü bir dilde söylüyor. mesela yukarıda bahsettiğim iki küfürü çok düzgün söylerken "göbek"e "gögek" diyebiliyor :)
salonun ışığını açıp kapatıyor, "akııııç" "kapalı"
şişeleri kapıp getiriyor, "içiiiiym?"
kapaklı birşeyler buluyor, "açıyyym?"
yüksek bi yerlere oturmak istiyor, "otturttuy"
yemek bitiyor, "doooydum!"
topları görüyor, "pooot!"
beni görüyor, "aşııııaaaak!" <3
çok tatlı oldu len konuştukça, iyice ballandı :)
üç gündür eve geldiğimde boyunun eriştiği bir yerime (bacağım, göbeğim falan) muck diye bi sesle dudaklarını değdiriyordu. öptü mü öpmedi mi anlayamıyordum, sonra kucağıma alınca muck diye burnumu öptü! hemen babasına koştum "öpüyooo yaa vallahi öpüyooo öptü beniii!" diye çığırdım, tabii şahit olmadığı için inanmadı. sonra dün akşam yine eve gelince bacağımı öptü, "bak vallahi öpüyo bu çocuk, öğrendi" dedim. aras da kucağına aldı "öp oğlum babayı" dedi şak diye öptü babasının yanağından. şimdi aras ilk onu öptüğünü iddia ediyor, ben de ilk beni :)
çocuk büyütmek ne garip. yıllardır konuşuyoruz, öpüyoruz mesela artık bunları kanıksamışızdır diye düşünüyoruz ama hala bir insanın bütün bunları ilk defa yapışına şaşırıyoruz, seviniyoruz. aslında hayatımız boyunca yaptığımız her şey, geçtiğimiz her aşama ne kadar önemliymiş bilogcan, insan çocuğu başardıkça, yaptıkça anlıyor...
nerden başlasak?!
arin baya baya konuşmaya başladı. ses kayıt cihazı gibi her lafı taklit ediyor. mesela benim sayemde çok güzel "ohaa" ve ".iktir" diyordu geçenlerde, neyse ki unuttu! evet, aynı zamanda balık hafızalı :)
yanında konuşurken oldukça dikkat etmeye çalışıyoruz çünkü cidden hemen kapıyor. bazılarını çok düzgün bazılarını ise kendine özgü bir dilde söylüyor. mesela yukarıda bahsettiğim iki küfürü çok düzgün söylerken "göbek"e "gögek" diyebiliyor :)
salonun ışığını açıp kapatıyor, "akııııç" "kapalı"
şişeleri kapıp getiriyor, "içiiiiym?"
kapaklı birşeyler buluyor, "açıyyym?"
yüksek bi yerlere oturmak istiyor, "otturttuy"
yemek bitiyor, "doooydum!"
topları görüyor, "pooot!"
beni görüyor, "aşııııaaaak!" <3
çok tatlı oldu len konuştukça, iyice ballandı :)
üç gündür eve geldiğimde boyunun eriştiği bir yerime (bacağım, göbeğim falan) muck diye bi sesle dudaklarını değdiriyordu. öptü mü öpmedi mi anlayamıyordum, sonra kucağıma alınca muck diye burnumu öptü! hemen babasına koştum "öpüyooo yaa vallahi öpüyooo öptü beniii!" diye çığırdım, tabii şahit olmadığı için inanmadı. sonra dün akşam yine eve gelince bacağımı öptü, "bak vallahi öpüyo bu çocuk, öğrendi" dedim. aras da kucağına aldı "öp oğlum babayı" dedi şak diye öptü babasının yanağından. şimdi aras ilk onu öptüğünü iddia ediyor, ben de ilk beni :)
çocuk büyütmek ne garip. yıllardır konuşuyoruz, öpüyoruz mesela artık bunları kanıksamışızdır diye düşünüyoruz ama hala bir insanın bütün bunları ilk defa yapışına şaşırıyoruz, seviniyoruz. aslında hayatımız boyunca yaptığımız her şey, geçtiğimiz her aşama ne kadar önemliymiş bilogcan, insan çocuğu başardıkça, yaptıkça anlıyor...
11 Şubat 2016 Perşembe
birdenbire
arincim canım..
bu aralar neden bu kadar koşturmaca halinde olduğumuzu ve neden bazı günler uzun süre ayrı kaldığımızı merak ediyorsundur. açıklayayım bebeğim..
geçen cuma günü birdenbire sadık dedeni kaybettik. aniden..sen daha çok küçüksün anlatsak anlar mısın bilmiyorum ama sanırım anlatmamamız en doğrusu şu an..ya da bilmiyorum..yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkındasın ama aslında..
büyüyünce ölüm ile ilgili sorular sormaya başlayacaksın her çocuk gibi. ölenlere ne olur diye merak edeceksin. bir yerde sanırım bir blogda okumuştum; ölenler güzel anılara dönüşüyorlar oğlum..deden de bizlere güzel anılar bıraktı ve gitti..
çok fazla hatırlamayacağına üzülüyorum..onlara gittiğimize beraber tur atmaya çıkardınız bazen, bir de birlikte resim yapardınız, sen boyardın o yanında otururdu..bizim geleceğimiz zaman balık tutmaya giderdi, sen taze boğaz balıklarını deden sayesinde yedin oğlum..
hatırlamayacaksın, biz anlatacağız, öğreneceksin..
seni çok severdi, sana çok düşkündü, sen de onu çok severdin..bil oğlum..
Allah sana uzun, sağlıklı ve mutlu bir ömür versin kuzumm..
bu aralar neden bu kadar koşturmaca halinde olduğumuzu ve neden bazı günler uzun süre ayrı kaldığımızı merak ediyorsundur. açıklayayım bebeğim..
geçen cuma günü birdenbire sadık dedeni kaybettik. aniden..sen daha çok küçüksün anlatsak anlar mısın bilmiyorum ama sanırım anlatmamamız en doğrusu şu an..ya da bilmiyorum..yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkındasın ama aslında..
büyüyünce ölüm ile ilgili sorular sormaya başlayacaksın her çocuk gibi. ölenlere ne olur diye merak edeceksin. bir yerde sanırım bir blogda okumuştum; ölenler güzel anılara dönüşüyorlar oğlum..deden de bizlere güzel anılar bıraktı ve gitti..
çok fazla hatırlamayacağına üzülüyorum..onlara gittiğimize beraber tur atmaya çıkardınız bazen, bir de birlikte resim yapardınız, sen boyardın o yanında otururdu..bizim geleceğimiz zaman balık tutmaya giderdi, sen taze boğaz balıklarını deden sayesinde yedin oğlum..
hatırlamayacaksın, biz anlatacağız, öğreneceksin..
seni çok severdi, sana çok düşkündü, sen de onu çok severdin..bil oğlum..
Allah sana uzun, sağlıklı ve mutlu bir ömür versin kuzumm..
5 Şubat 2016 Cuma
aklımı tutamadım kafatasımdan uçtu uçtu!
gün geçmiyor ki evimizin henüz boyu bir metreyi geçmemiş sakini benim aklımı başımdan almasın!
hee, arin'den bahsederken dünyanın en uzun zincirleme isim tamlamasını kurdum :)
arinovski sabahları yeni bir huy edindi. sabah altı gibi uyanıyor, yatağından inip bizim yatağımıza geliyor ve yaklaşık bir saat kadar da bizimle uyuyor (kalpkalpkalp)
ben yatağından her inişini parkenin çıtırdaması sebebiyle duyuyordum ancak bu sabah duymamışım. bir uyandım, ballı böreğim gelmiş yatağın yanına, benim elimi tutmuş cici cicii diye seviyor! ay bayılaaazaaam aklıma geldikçe!!!!! (kalpkalponmilyonyüzkerekalp)
şimdi anne olanlar erimiştir zaten ama anne olmayıp da bunu okuyan varsa şöyle tasvir edeyim nası bişi olduğunu:
hani sevgiliniz, içindeki romantik ölmeden önce sizi öpe koklaya uyandırırdı ya sizin de içinizde kelebekler meksika dalgası yapardı hani, heh işte yavrucuklarım o hissi onbişnbeşyüzmilyonsekizonaltımilyarkattrilyon ile falan çarpın yine de aynı hissi yakalayamazsınız, öyyyyle de muhteşem! :)
ya nası seviyorum belli değil! <3
hee, arin'den bahsederken dünyanın en uzun zincirleme isim tamlamasını kurdum :)
arinovski sabahları yeni bir huy edindi. sabah altı gibi uyanıyor, yatağından inip bizim yatağımıza geliyor ve yaklaşık bir saat kadar da bizimle uyuyor (kalpkalpkalp)
ben yatağından her inişini parkenin çıtırdaması sebebiyle duyuyordum ancak bu sabah duymamışım. bir uyandım, ballı böreğim gelmiş yatağın yanına, benim elimi tutmuş cici cicii diye seviyor! ay bayılaaazaaam aklıma geldikçe!!!!! (kalpkalponmilyonyüzkerekalp)
şimdi anne olanlar erimiştir zaten ama anne olmayıp da bunu okuyan varsa şöyle tasvir edeyim nası bişi olduğunu:
hani sevgiliniz, içindeki romantik ölmeden önce sizi öpe koklaya uyandırırdı ya sizin de içinizde kelebekler meksika dalgası yapardı hani, heh işte yavrucuklarım o hissi onbişnbeşyüzmilyonsekizonaltımilyarkattrilyon ile falan çarpın yine de aynı hissi yakalayamazsınız, öyyyyle de muhteşem! :)
ya nası seviyorum belli değil! <3
25 Ocak 2016 Pazartesi
nostaljik pazartesi
ayşecimin önayak olduğu bu seriye bir türlü her hafta dahil olamadım ama bu hafta şeytanın bacağını kırdım. :)
aşağıdaki yazıyı 20.05.2013 tarihinde yazmışım. son derece hamile ve gıcıkmışım :) yine kopyala yapıştır yapıyorum..
göbüşlerimiz bebiş dolsun kocişlerimiz sevinsin.......
.....ve dünyanın geri kalanı da bizim göbeklerimiz hakkında söz sahibi olsun!
canın bi kaşık tatlı bişi ister..hemmen biri atlar "yeme onu yeme zararlı, şişersin" içinden okkalı bi siktir leen çekersin ve yersin..sinir olduğunla kalırsın..
göbeğin şiş olur tabii hamilesindir..hemmen biri atlar "aaa ikiz mi? ay çok şişmişsin ama!" ebenin der ve devamını içinden getirirsin..dörtbuçukuncu ayında karnını içine çekmek istersin..
biri gelir "nasılsın, nası gidiyo" diye sorar..sen de salaksın ve gebesin ya aklın da yarıya düşmüş ya iyiniyetli sanarsın "eh biraz midem bulanıyo bi de sıcaklar rahatsız ediyo" falan dersin..sana göre normaldir insan yapıyosundur neticede ama o aklıevvel der ki "aa dur bakalım bunlar daha iyi günlerin!" küfür bile edemezsin çünkü gebesin "daha ne gelecek naaan başıma?!" diye endişelenirsin..
biri gelir ayaklarını görür.."aaaa nolmuş öle senin ayaklarınaa!! ay tuz yiyosun di mi?! yeme kes hemmen kes! ayyy çoook fenaa!" der densiz! halbuki sen hamile diilken bile tuz yemezsin..günün oniki saatini dışarda geçirdiğin ve yorulduğun ve gelirken metrobüste ve trende ayakta kaldığın için ayakların şişmiştir..
saç boyatamazsın..andavalın biri gelir "ay ne kadar çok beyazın var yaa saklasana.." der..var amk var da sanane diye içinden bağırırsın..dışından da "öle ne yapalım" diye geçiştirirsin..doktora gidince ilk sorun saç boyatmak olur..
havalar ısınır..gerenzekalı biri gelir "ah aaah napcan sıcaklarda ne zor olcak senin işin de" der..inanırsın..kıçından şimdiden ter akar..
bebek erkektir.."aaa olsun ikinciye kız olur"derler..on kaplan gücünde hissedersin kendini hepsini döversin hayalinde..dışındansa gayet lakayıt bi şekilde "çok kız istiyosan sen doğur" dersin..sabrın bitmiştir artık bu söylemlere..
dert yanarsın "of ya şuram buram ağrıyo..bi de halsizim bugün.." karşındaki der ki "ah yavrum..olsun sen bunu bunu yapmaa ben gelcem eve gidince yat direkt" taparsın ona..annendir..
bi dert daha yanarsın "bu ne lan şeklim şemalim kalmadı..şiştim ve şişmeye devam ediyorum..yorgunluktan sana vakit ayıramıyorum..ev aldı başını gidiyo..çok çirkinleştim.." karşındaki der ki "yok öle bişi çok güzelsin..geçecek bunlar..az kaldı..beraber temizleriz evi..hadi gel dolaşmaya çıkalım..dondurma da alalım.." koccandır..sevgilindir..ölürsün..
neticede hamileyken iki kişinin kıymeti çok çok artar..geri kalanları sadece enerjini emer..küfür dağarcığını genişletir......
işbu yazı hamile kalmayı planlayanlara yazılmıştır..başınıza bunlar gelecektir kaçarı yoktur..ananıza ve kocanıza ve dötünüze güvenmiyorsanız bu işe hiiç kalkışmayın!
aşağıdaki yazıyı 20.05.2013 tarihinde yazmışım. son derece hamile ve gıcıkmışım :) yine kopyala yapıştır yapıyorum..
göbüşlerimiz bebiş dolsun kocişlerimiz sevinsin.......
.....ve dünyanın geri kalanı da bizim göbeklerimiz hakkında söz sahibi olsun!
canın bi kaşık tatlı bişi ister..hemmen biri atlar "yeme onu yeme zararlı, şişersin" içinden okkalı bi siktir leen çekersin ve yersin..sinir olduğunla kalırsın..
göbeğin şiş olur tabii hamilesindir..hemmen biri atlar "aaa ikiz mi? ay çok şişmişsin ama!" ebenin der ve devamını içinden getirirsin..dörtbuçukuncu ayında karnını içine çekmek istersin..
biri gelir "nasılsın, nası gidiyo" diye sorar..sen de salaksın ve gebesin ya aklın da yarıya düşmüş ya iyiniyetli sanarsın "eh biraz midem bulanıyo bi de sıcaklar rahatsız ediyo" falan dersin..sana göre normaldir insan yapıyosundur neticede ama o aklıevvel der ki "aa dur bakalım bunlar daha iyi günlerin!" küfür bile edemezsin çünkü gebesin "daha ne gelecek naaan başıma?!" diye endişelenirsin..
biri gelir ayaklarını görür.."aaaa nolmuş öle senin ayaklarınaa!! ay tuz yiyosun di mi?! yeme kes hemmen kes! ayyy çoook fenaa!" der densiz! halbuki sen hamile diilken bile tuz yemezsin..günün oniki saatini dışarda geçirdiğin ve yorulduğun ve gelirken metrobüste ve trende ayakta kaldığın için ayakların şişmiştir..
saç boyatamazsın..andavalın biri gelir "ay ne kadar çok beyazın var yaa saklasana.." der..var amk var da sanane diye içinden bağırırsın..dışından da "öle ne yapalım" diye geçiştirirsin..doktora gidince ilk sorun saç boyatmak olur..
havalar ısınır..gerenzekalı biri gelir "ah aaah napcan sıcaklarda ne zor olcak senin işin de" der..inanırsın..kıçından şimdiden ter akar..
bebek erkektir.."aaa olsun ikinciye kız olur"derler..on kaplan gücünde hissedersin kendini hepsini döversin hayalinde..dışındansa gayet lakayıt bi şekilde "çok kız istiyosan sen doğur" dersin..sabrın bitmiştir artık bu söylemlere..
dert yanarsın "of ya şuram buram ağrıyo..bi de halsizim bugün.." karşındaki der ki "ah yavrum..olsun sen bunu bunu yapmaa ben gelcem eve gidince yat direkt" taparsın ona..annendir..
bi dert daha yanarsın "bu ne lan şeklim şemalim kalmadı..şiştim ve şişmeye devam ediyorum..yorgunluktan sana vakit ayıramıyorum..ev aldı başını gidiyo..çok çirkinleştim.." karşındaki der ki "yok öle bişi çok güzelsin..geçecek bunlar..az kaldı..beraber temizleriz evi..hadi gel dolaşmaya çıkalım..dondurma da alalım.." koccandır..sevgilindir..ölürsün..
neticede hamileyken iki kişinin kıymeti çok çok artar..geri kalanları sadece enerjini emer..küfür dağarcığını genişletir......
işbu yazı hamile kalmayı planlayanlara yazılmıştır..başınıza bunlar gelecektir kaçarı yoktur..ananıza ve kocanıza ve dötünüze güvenmiyorsanız bu işe hiiç kalkışmayın!
22 Ocak 2016 Cuma
galk!
bu aralar en arinço'nun en favori kelimesi "galk!". emir kipiyle.."anne galk!" "galk hadi!" (çocuk cümle kurmaya başlamış mı oldu şimdi?!)
vallahi abartmıyorum oturtmamacasına "galk" diyor. sürekli sürekli sürekli..hatta bazen o kadar gaza geliyor ki ben ayaktayken bile "galk!" diyor :) bir de elimden tutup çekiştiriyor artık nereye gitmek isterse..
değişik bir oyun anlayışı var sanırım..oturmamacasına oyun..
mesela, mutfağa giriyor kapıyı kapatıyor sonra açtığında ben "noluyo orda?" diye sesleniyorum kahkahalar atıyor. mutfak kapısının karşısında portmanto var, oturma yerine oturuyorum oyun bozuluyor "anne galk!" beni ayağa dikiyor ve ayağa dikileceğim yeri milimetrik olarak hesaplıyor, kıpırdamam yasak :)
evde kırmızı bir plastik arabası var, içine binip ayaklarıyla fred çakmaktaş gibi sürüyor. ona binince rahat ederdik zira bütün evi kendi kendine dolaşıp bize (yok lan ne bizi, bana banaa!) bulaşmadan bir on dakika oyalanırdı..artık yok öyle bir şey. arabaya binmeden önce geliyor "anne galk!" diyor elimi tutuyor, arabasına biniyor ve bir eli elimde diğeri direksiyonda o arabada, ben yanında yürüyerek evi turluyoruz. :)
sonra..bir de içinde eşya, hayvan vb. resimleri olan kitapları var. onlarla da çok oyalanırdı. beraber yere otururduk ben "hadi araba nerde göster" derdim, gösterirdi ama bu da değişti. şimdi benim, BENİM, parmağımı tutuyor, atıyorum, arabanın üzerine koyuyor "mu ne?" diyor, sonra da "abaaba" diye kendi cevaplıyor. beş dakika sonra "anne galk!" artık paşa gönlü nereye gitmek isterse. :)
acayip güzel kendi kendine yemek yemeğe başladı. kaşığa, çatala aldıklarını döküp saçmadan ağzına götürebiliyor, sıvılar da dahil (maşallah). yemeğini yiyor, mama sandalyesinden inmek için beni taciz ediyor, indiriyorum ve hemen "anne galk!" diyor, kendi yemeği bitince benimkinin de bitmesini istiyor.
şimdi "menimmmmm" demeler başladı. eline geçeni bağrına basıyor "meniiiim" diyor :)
ha bir de ben arin'i "annesinin kaymak oğlu", "annesinin tatlı oğlu", "annesinin bilmem ne oğlu" falan diye seviyorum, "annesini ooolu" demeye başladı :)
bana, bir tek BANA aşkım diyor! "aşıaaaaaaak" diyor! BANA DİYOR! AŞKIM DİYOR!
ben de akıl falan kalmadı....üç kuruşluk vardı, onu da bu zibidi aldı! <3
vallahi abartmıyorum oturtmamacasına "galk" diyor. sürekli sürekli sürekli..hatta bazen o kadar gaza geliyor ki ben ayaktayken bile "galk!" diyor :) bir de elimden tutup çekiştiriyor artık nereye gitmek isterse..
değişik bir oyun anlayışı var sanırım..oturmamacasına oyun..
mesela, mutfağa giriyor kapıyı kapatıyor sonra açtığında ben "noluyo orda?" diye sesleniyorum kahkahalar atıyor. mutfak kapısının karşısında portmanto var, oturma yerine oturuyorum oyun bozuluyor "anne galk!" beni ayağa dikiyor ve ayağa dikileceğim yeri milimetrik olarak hesaplıyor, kıpırdamam yasak :)
evde kırmızı bir plastik arabası var, içine binip ayaklarıyla fred çakmaktaş gibi sürüyor. ona binince rahat ederdik zira bütün evi kendi kendine dolaşıp bize (yok lan ne bizi, bana banaa!) bulaşmadan bir on dakika oyalanırdı..artık yok öyle bir şey. arabaya binmeden önce geliyor "anne galk!" diyor elimi tutuyor, arabasına biniyor ve bir eli elimde diğeri direksiyonda o arabada, ben yanında yürüyerek evi turluyoruz. :)
sonra..bir de içinde eşya, hayvan vb. resimleri olan kitapları var. onlarla da çok oyalanırdı. beraber yere otururduk ben "hadi araba nerde göster" derdim, gösterirdi ama bu da değişti. şimdi benim, BENİM, parmağımı tutuyor, atıyorum, arabanın üzerine koyuyor "mu ne?" diyor, sonra da "abaaba" diye kendi cevaplıyor. beş dakika sonra "anne galk!" artık paşa gönlü nereye gitmek isterse. :)
acayip güzel kendi kendine yemek yemeğe başladı. kaşığa, çatala aldıklarını döküp saçmadan ağzına götürebiliyor, sıvılar da dahil (maşallah). yemeğini yiyor, mama sandalyesinden inmek için beni taciz ediyor, indiriyorum ve hemen "anne galk!" diyor, kendi yemeği bitince benimkinin de bitmesini istiyor.
şimdi "menimmmmm" demeler başladı. eline geçeni bağrına basıyor "meniiiim" diyor :)
ha bir de ben arin'i "annesinin kaymak oğlu", "annesinin tatlı oğlu", "annesinin bilmem ne oğlu" falan diye seviyorum, "annesini ooolu" demeye başladı :)
bana, bir tek BANA aşkım diyor! "aşıaaaaaaak" diyor! BANA DİYOR! AŞKIM DİYOR!
ben de akıl falan kalmadı....üç kuruşluk vardı, onu da bu zibidi aldı! <3
ters ekledim, ama bilmiyorum nası düzeltilir, siz bilgisayarınızı falan çevirin işte fotoğrafa göre, ne bileyim....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
